17
Jayda Oma ile tokalaşırken kız da umursamaz bir edayla yanlarına geldi. Yüzündeki beyaz izler boynundan kıyafetinin içine doğru devam ediyordu. Vücudu kadar narin görünen elini isteksizce Jayda'ya uzattı.
"Neko."
Oma ve Neko. Bunlar muhtemelen takma adları olmalıydı. Jayda gazeteye haber verdiği zamanlarda farklı yatırımcılarının ya da ufak birliklerin de böyle, anlaması zor adlar kullandığına şahit olmuştu. Ki gerçek adlarını gizliyor olmaları Jayda'nın onlara bir kaçak muamelesi yapmasını destekleyen bir durumdu. Yeni tanıştığı bu ikiliye güvenmese de içinden bir ses onların kendisini yarı yolda bırakmayacağını söylüyordu. Yine de istediğini alana kadar bu ikiliye arkasını dönmeyecekti. Onların da, özellikle Neko'nun, Jayda'yı göz hizasından ayırmak istemedikleri belliydi.
"Jayda." Neko'nun yumuşak elini sıkarken soğuktan ve ağaçlara tırmanmaktan aşınmış ve nasır bağlamış elinin sertliğini daha çok hissetmişti.
Soyadını bilerek söylememişti. Zaten kulübe gittiklerinde öğrenme olasılıkları vardı ve onlara verdiği sözü yerine getirdikten sonra bir daha karşılaşmayacaklarından emindi. Yine de ortamda havadan kaynaklanmayan soğuk bir rüzgar esiyordu. Biri kendisini takip edip evinin camından içeri atlasa ve bir de bu dövüşü kazansa Jayda da öfkeli olurdu. Ufak da olsa Neko denilen kızın kalbini kazanması gerekecekti. Oma ise kendisine çoktan takım arkadaşlarıymışlar gibi bir samimiyetle bakıyordu. Jayda onlara sözünü tutacağı konusunda güven hissettirmeliydi. Gerginliği almak ve gerçekten merak ettiği bir şeyi öğrenmek için soru sorarak Neko'yu takım kaptanı gibi hissettirmeye ve bu sayede kızın egosunu okşamaya karar verdi. Zaten onları yarı yolda bırakmayacağım. Sadece onları da buna ikna etmem lazım.
"İçeri nasıl gireceğiz?" Belgeyi alacakları kasanın nerede olduğu ya da oraya nasıl gidecekleri konusunda hiçbir ipucu yakalayamamıştı.
"Onu ben hallederim." yanıt Neko'dan gelmişti. Kıstığı kahverengi gözleri bizi yarı yolda bırakmasan iyi edersin der gibi bakıyordu. "Sen kasaya bak yeter." Jayda'nın içeri atladığı açık pencereyi işaret ederek devam etti. "Ben ön kapıdan gireceğim. Sen tırmanarak gireceksin." İkna denemesi buraya kadarmış. Jayda kolay pes eden biri olduğunu düşünmüyordu ama kızın gülümsemesinin ardına sakladığı iğneli konuşma tarzına karşı sakin kalmak için dişlerini daha ne kadar sıkabileceğinden emin değildi. Acaba ben de dışarıdan böyle mi görünüyorum?
Binadan dışarı çıktıklarında yüzüne vuran serin hava Jayda'nın artan öfkesiyle kızarmış yanaklarına iyi gelmişti. Şimdi çok daha sakin hissediyordu kendisini. Simsiyah gökyüzünde esintiyle yer değiştiren sis tabakası binaların arasından süzülüyor, saatin geç olmasıyla boşalan sokakları ürkütücü bir hale sokuyordu. Jayda yüzünü örtmeye gerek duymamıştı. Kuzeyden gelen bu kış rüzgarının taşıdığı çam kokusunu içine çekmek istiyordu. Gün içinde caddelerde dolaşan askerleri ve şehir muhafızlarını görse de şimdi sokakların tek hakimi kediler olmuş gibiydi. Jayda, Uglen'de fareleri önlemek için sokak kedilerinin olduğunu ve onlara bakıldığını duymuştu ama bir tanesini görmeyi beklemiyordu. Gün içinde kalabalıktan fark etmediği, bazı kapıların önüne yerleştirilmiş mama kaplarını şimdi görüyordu. Sokağı aydınlatan lambaların altında ve girişi mumlarla süslenmiş kapıların kenarında ufak su kapları ve ağzına kadar doldurulmuş mama kapları vardı. Onlar yanlarından geçerken birkaçı kafasını kaldırıp baksa da çoğu istifini bozmadan uyuklamaya devam etmişti.
Geçtikleri çoğu sokak taş kaldırıma çarpan botlarının sesi dışında çıt çıkmayan yollardı. Onlar yürüdükçe sis daha çok çökmeye başlamıştı. Çoğunlukla yan yana ilerleseler bile sokaklar daraldığında Jayda'yı aralarına alacak şekilde tek sıra ilerlemeleri gerekiyordu. Jayda gibi onların da kendisine arkalarını dönmek istemedikleri açıktı. Bazen de Jayda'yı gözlerinin önünde tutacak şekilde birbirlerine yaklaşıp aralarında bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Jayda ormanda avlandığı zamanların avantajıyla ne dediklerini duysa da anladığını belli etmeden, çevresindeki tuğla duvarlı binalara bakarak yürümeye devam etti.
"Bugün sorun oldu mu?" Oma merakla sorusunu sorarken Neko'nun kulağına doğru eğilmişti. Aldığı tek cevap bir kafa sallamaydı. Neko'nun gözü hala Jayda'nın üzerindeydi.
"Peki halledebildin mi?" Oma aldığı cevaptan tatmin olmamıştı. Kavgalara karışmasa da hareketli hikayeyi öğrenmek istiyor gibiydi. Belki kavgadan da hoşlanıyordur. Adamına göre.
"Çıkış çok kalabalıktı. Ama fark edilmedim."
Jayda Neko'nun kulüpten çıkarkenki kalabalıktan bahsettiğini düşünüyordu. Kapıda gerçekten yadsınamaz bir kalabalık görmüştü ve takip ettiği kişi hızla oradan uzaklaşmıştı. O zaman takip ettiğim kişi Neko olmalı. O da kendisi gibi saklanıyorsa arkasından iş çevirmesi için bir sebepleri yoktu. Yine de tetikte olacağım.
Arada lokantaların ve girişi kalabalık, uzun kuyruklarla dolu bar ve gazinoların önünden hızlı adımlarla geçseler de sokakları dolduran tek ses uğultu çıkararak pencere panjurlarına vuran rüzgarın tiz çığlıklarıydı. Çığlıkları bastıran konuşma sesleri ve taş yollarda yürüyen kadınların topuklu ayakkabılarından çıkan takırtılar, caddeleri aydınlatan ışıklandırmaların artmasıyla yükselmeye başladığında Jayda kulübe yaklaştıklarını anladı. Az önce girdikleri uzun ara sokak bittiğinde kulübün biraz ötesinde kalan bir şarap dükkanının yanına çıkmışlardı. Girişi daha da aydınlanmış kulübün kapısının önündeki asker kalabalığı yerini içeriye girmek isteyen ziyaretçilerin hızlıca ilerleyen kuyruğuna bırakmıştı. Fındık kabuğu rengi sokak ışıklarıyla daha kızıl görünüyordu. Hemen üstündeki 'İkiz Sarmal Kulübü' yazısı ise bina boyunca devam eden beyaz ve yeşil boyalı pencerelerle uyumlu olan bir yaprak yeşili rengine boyanmıştı. Önlerinden geçen at arabalarını gitmesini bekledikten sonra sokağa adım attıklarında yüzlerini örten üçlü hızla arka kapılara yönelmişti. Jayda Neko'yu takip ediyor ve Oma da arkasından geliyordu. Kontrolü başkasına vermiş olmaktan duyduğu rahatsızlıkla elini yine boynundaki zincire götürdüğünü fark etti. Gömleğinin içinde kalan yüzüğü her hissettiğinde amacını unutmamaya ve umudunu kaybetmemeye çalışması kolaylaşıyordu. Tobin'in kanı yerde kalmayacaktı ve Jayden'ı kurtaracaktı.
Binaya arka sokağında kalan bir kapıdan girmişlerdi. Burnunu ve ağzını örten kumaştan geçen kokuya bakılırsa burası da çöpleri atmak için kullanılan bir çıkıştı. Karanlık koridor boyunca yürüdükten sonra aşağı kata inen dairesel merdivenlerin başına çıktılar. Merdivenlerin solunda garsonların arada çıkmasıyla aralanan yarım kapının ardındaki hareketlilik bar ve restoran olarak kullanılan alana ve oradan yeşil giriş kapısına kadar devam ediyordu. İnsanların keyifli yemeklerine canlı bir müzik eşlik ediyordu. Mutfak tarafından gelen lezzetli kokular Jayda'ya bir süredir bir şeyler yemediğini hatırlatırcasına iştahını açmıştı. Bu birkaç saniyelik açlık hissinin yorgunluğuyla aşağı kata inmek üzere merdivenlere yönelmiş Neko'yu takip etti. Nereye gittiğini biliyor gibi kimseyle ilgilenmeden ilerliyordu. Jayda bir anlığına buraya kendisi gelseydi ne olurdu diye düşünmeden edemedi. Şimdi içerisinin de nasıl olduğunu bildiği için o devasa yeşil kapılardan içeri girdiğinde oldukça dikkat çekeceğinden emindi. Yabancı olduğu direk anlaşılırdı. Bir kez daha Neko'yu takip ederek doğru bir şey yaptığına karar verdi. Son basamaklardan da indikten sonra Neko gibi kendisi de yüzündeki örtüyü aşağıya indirdi. Bulundukları yer her neresiyse karşılarındaki kapının ardından yukarıdaki kalabalığa göre daha hararetli bir gürültü geliyordu. Uğultu ahşap vernikli kapıya yaklaştıkça arttı. Jayda'nın farklı markalardan olduğunu düşündüğü şarap kokuları da. Kamplarında içkiyi kutlamalar ve önemli ameliyatlarda hijyeni sağlamak dışında pek kullanmazlardı. Çoğu koku Jayda'nın daha önce hiç duymadığı baharatlı kokulardı.
Kapının kenarında Jayda'nın bir çete amblemi olduğundan emin olduğu bir sembol vardı. Kapı gibi özel koyu renkli bir ahşaba işlenmiş iki yanında kanat olan paranın üstünde pençe izi vardı. Jayda yanlış hatırlamıyorsa bu çetenin logosunu önceden de görmüştü. KarKıranlar olarak Uglen'le birebir iş yapmasalar da istihbaratlarından bu çetenin Kraliyete karşı işler yapıyor olabileceğini düşünüyorlardı. Şimdi bu fikirleri kanıtlanmış sayılırdı.
"Sürücüler." Kendi kendine fısıldadığı için Neko da Oma da onu duymamıştı. İkizler, Sürücüler'i Uglen'in daha dışında hayal etmişlerdi hep. Burası ise göz önünde olan ama aynı zamanda gizli kalabilmiş bir alt bar gibiydi.
Neko birkaç kez tıklattıktan sonra ardına kadar açılan kapının ortamı loş bir ışıkla aydınlatmasıyla birlikte etrafa yukarı kattakine göre daha kısık bir klasik müzik yayılmıştı. İçeri girdiğinde her yönden gelen zar sesleri diğerlerine göre daha uzun bazı masalardaki kart karıştırma seslerine ve yeşil yuvarlak masalara dağıtılan kart seslerine karışıyordu. Genç garsonlar orta alandaki kumar masalarındaki insanlara ve bu masaları arasına alacak şekilde iki duvar boyunca yerleştirilmiş koltuklardaki misafirlerine içki ve yemek servisi yapıyorlardı. İçki getiren garsonlar odanın tam karşısında bulunan, üst kattakine göre çok daha fazla ve çeşitli içkinin bulunduğu vitrinlerle süslenen bar boyunca yürüyorlardı. Herkes kendisini önlerindeki oyuna o kadar kaptırmıştı ki Jayda üzerine doğru gelen iki sandalyenin arasında sıkışmaktan son anda kurtulmuştu. Masaların ilerisinde köşeye doğru boş olan bir masaya yerleşir yerleşmez üstünde yeşil üniforması ve beyaz servis önlüğüyle genç bir garson yanlarına gelmişti. O kendilerine ne almayı isteyeceklerini sorarken arkasında beliren kadının sesini duyunca hemen siparişini hazırlamak üzere bara fırladı.
Kadın yanlarına geldiğinde hızlıca üçüne bakmış ve eliyle garsona dört viski derken Jayda'ya meraklı bakışlar yöneltmişti. Jayda Oma'nın Rube dediği kadının karşılarında dikilen kişi olduğunu düşünüyordu.
Rube Korn. Sürücüler hakkında daha detaylı araştırma yaparken ellerine geçen ve emin oldukları tek bilgi buydu. Sürücüler çetesini kendisi gibi otuzlu yaşlarının başındaki kardeşi Baroma ile işletmeleri Jayda'nın bu ismin aklında kalmasının başlıca nedeniydi. Sisteme karşı hareket eden ve kardeş liderlerin başında olduğu bir çete. Kazıttığı saçlarıyla beyaz tenli yüzündeki dolgun dudakları daha da belirginleşmiş kadın dikkatle Jayda'yı inceledi. Soğuktan kızardığı daha da göze çarpan elini Jayda'ya uzatmıştı.
"Rube Korn." Yuvarlak koyu kahve gözleri heyecanla irileşmişti. Jayda kendisini tanıtmasına gerek kalmayacağını hissetmeye başlamıştı. "Sürücüler'e hoş geldin."
Neko ve Oma'yı da selamladıktan sonra masalarına oturmaları için başıyla yaptığı hareketle kalın kaşları misafirperver bir gülümsemeyle kalktı. O da kendileriyle birlikte masaya oturmadan önce garsonun tepsisindeki dört viski bardağıyla masalarına varıp servis yapmasına izin vermişti.
"Tahminime göre benim için geldiniz." İki elini, parmaklarını süsleyen yüzüklerin birini çevirdikten sonra birbirine kavuşturmuştu. Sabırlı ve sakin bakışlarını üçü üzerinde de eşit sürede tutmuştu ama Jayda sorusunun kendisine yöneltildiğini düşünüyordu.
Rahatsızca yerinde kıpırdanmamak ya da altındaki deri koltuklardan hızla uzaklaşmamak için zor duruyordu. Bu konuşmayı ilk defa bugün gördüğü biriyle yapmak istemiyordu. Ya da yeni tanıştığı ve hala karşılıklı bir şekilde güvenmediklerini açıkça belli eden Neko ve Oma'nın önünde de. Daha önce kimsenin yanında adını ve soyadını söylemesi, kimliğini açıklaması gerekmemişti çünkü geldiği yerde herkes birbirini tanırdı. Rube kendisini tanıyor gibi davransa bile Neko ve Oma buna yönelik bir ifade takınmamışlardı. Jayda çevresindeki yabancıların yüzlerini inceledi. İçkisini sakince içen Rube konuşanın kim olacağını sabırsızlıkla bekler gibi karşısındakileri izliyordu. Neko ve Oma ise sıkılmış görünmeye çalışsalar da Jayda'nın derdinin ne olduğunu muhtemelen şimdi duyacaklarından dikkat kesilmişlerdi. Çevrem yabancılarla dolu. Kardeşimi kurtarmak için güvenmem gereken yabancılar.
"Yardımına ihtiyacım var." Daha öncesinden bu cümleyi kurmuş olmasından dolayı bu seferki dudaklarından daha rahat dökülmüştü. İnsanlardan hiçbir şey istemeyen birine göre oldukça başarılı bir ilerleme sağlamıştı. Bu durum yanında kendisini küçücük bir kız çocuğu gibi savunmasız hissetmesine de neden oluyordu.
"Onu biliyorum. Jayda Sorin." Jayda çevresinde duyan biri olup olmadığına bakmak için kafasını çevirdiğinde Rube'nin gülüşünü duydu. "Merak etme, burada kimse bilgi taşımaz. Tamamen güvendesin."
Jayda, Neko ve Oma'nın kalkan kaşlarını görebiliyordu. İlk tanıştıklarında şüphelendilerse de durum burada netlik kazanmıştı. Jayda ünlerinin hafife alınamaz olduğunu bir kez daha anlasa da dış görünüşlerinin tanınmaları için yeterli olmadığını da fark etmişti. Rube bu ziyareti bekliyor olduğu için kim olduğunu bilse bile, Jayda diğerleri için sadece bir yabancıydı. Yapacağı bu ziyareti Mrey'in haber vermesinden dolayı bildiğini düşünüyordu.
"Kim olduğumu bildiğine göre kardeşim hakkında da bilgin vardır."
"Olabilir."
Jayda gözlerinin içi parlayan Rube'ye herhangi bir öfke duymamasına şaşırtmıştı. Konuşma tarzı ukala olsa bile güven telkin etmişti. Ya da tamamen kardeşi olduğunu bildiği ve Neko ve Oma'ya kıyasla Mrey'in yönlendirdiği ilk kişi o olduğu için güvenmek istiyordu.
"Kardeşin Uglen'de. İdam tarihi iki hafta sonrası olacak şekilde kesinleşti." İçkisinin son lokmasını kafasına dikmişti. "Eğer daha erken bir tarihte boşluk olmazsa tabii."
Jayda yüzünden çekilen kanın beynini patlatacakmış gibi yarattığı baskıyı hissedebiliyordu. Muhtemelen dışarıdan bembeyaz görünüyordu ve umurunda değildi. Kardeşini kurtarması için iki haftası vardı. Ama söz konusu kardeşiydi. Jayden Sorin. KarKıranlar'ın liderlerinden biri. Kraliyet ondan daha önce kurtulmak için her şeyi yapacaktı. Bundan emindi. Daha önce bu kadar hızlı idam tarihi belirlenen bir suçlu duymamıştı. Mahkeme bu konu için ekstra özenli çalışmış olmalıydı. En son görmek istediği şey çevresindeki yabancılardan kendisine yöneltilen acımaklı bakışları görmekti. Hemen kendine gelmen lazım. Sakin ol. Soğukkanlı ol. Hemen bir plan yapmaları gerekiyordu.
"Geleceğimi bekliyorsan, yapmayı düşündüğüm şeyi de tahmin etmişsindir."
"Ben de ne zaman başlarız diyordum."
Onlar planlarını yaparken bir şekilde Neko ve Oma da arada fikirler verip konuyla ilgili yorumlar yapmışlardı. Jayda herhangi bir pusu öncesinde olduğu gibi hissediyordu. Dingin ve anlayamadığı şekilde duygusuz kalabilmişti. Az önce haberi duymanın yarattığı şok etkisi planları oluşmaya başladıkça yok olmuştu. Hatta o kadar kaybolmuştu ki içkinin arttırdığı açlık yeniden gelmişti. Öyle ki artık kurtarma operasyonunda kaç kişi olduğu hakkında bile endişe duymuyordu. Belki de deliriyorumdur. Planı oluşturmaya devam ederken yaşadığı kaygıların azalmasıyla kuşlar gibi hafiflemişti. Bu durumun içkiden kaynaklanıyor olabileceğini düşünmeye başladığında haritalara bakarak konuşuyorlardı.
Hiçbir iğneleme ya da güvensizlik duygusu olmadan maden haritalarını incelediler. O madenlere nasıl ulaşabileceklerini ve Jayden'ın hangisinde olduğunu konuştular. Bu madenlerdeki vardiya değişimlerini ve iç düzenini araştırdılar. Jayda saatlerdir orada oturduklarından emindi. Yaptıkları stratejileri planlarına adapte ederken her birini birkaç kez düşünüyorlardı. Bu oldukça zorlu bir plandı çünkü içi suçlularla dolu bir hapishaneden kraliyetin özenle gizleyeceği birini kaçırmak kolay olmayacaktı. Planın avuçlarında patlama olasılığının endişesini bile hissetmiyordu artık. Tek derdi içine sinen bir plan oluşturmaktı. İki hafta sonra idam edecekleri bir Jayden olmayacaktı. Çok daha yakın bir zamanda ikizini kaçıracaktı.
Onlar planlarını bitirirken masalarına gelen yemekleri de silip süpürmüşlerdi. Masadaki kağıtları kaldırıp dosyalara yerleştirirken çıkan kağıt hışırtıları şimdi yeşil masalarda zar atan birkaç sarhoş adamın baygın iniltilerinin arasında net bir şekilde duyuluyordu. Ortamdaki kalabalık azaldıkça kapıda bekleyen silahlı bekçilerin sayısı da azalmıştı. Gece boyunca belli saat aralıklarında kalabalık azalsa bile bir süre sonra daha da fazlası masalara yerleşiyordu. Gece ayakta kalmaya hepsi alışık olacak ki masada oturan herkes birbirine cin gibi bakıyordu. Jayda'nın daha uykusuz geçirdiği günler olmuştu.
"Lanet olası çakıl taşı ne yapmış biliyor musun!" diyeceklerini toparlamaya çalışarak gülüyordu. "Yanlışlıkla rıhtımdaki depolarının su basmasına sebep olmuş. Neredeyse bir aylık fıçı ziyan olmuş!" Kahkahaları giderek yükselmişti.
Aralarına katılan yeni kişi geldiğinde Jayda'lar planlarını son bir kez daha konuşmayı yeni bitirmişlerdi. Masadakileri görünce susmuş olsa da yüzündeki donuk gülüş silinmemişti. Samimi bir şekilde kendisini tanıttı. Kız kardeşi Rube'nin yanına oturan Baroma Korn, neşeli ve enerjik mizaçlıydı. Neko ve Oma'yı burada yeniden gördüğüne şaşırsa bile fazla üstünde durmamıştı çünkü masada daha önce hiç görmediği kişiye Jayda'ya bir bulmacanın parçasıymış gibi bakıyordu. Rube onları tanıştırırken yalnızca Jayda demekle yetinmişti.
Baroma kardeşine göre daha yanık ama yine de beyaz bir tene sahipti. Dalgalı, kestane rengi asker kesimi saçlarını eliyle yokladığında yüzünde oluşan ihtiyatlı ifadeden onun da Jayda'yı tanıdığı anlaşılıyordu. Aynı zamanda saatlerdir burada kendisiyle konuşan kardeşinin bir işler peşinde olduğunu fark etmiş gibiydi ve bunu onaylamayan bakışları delercesine Rube'ye yöneltilmişti. Yine de bu rahatsızlığını sesli şekilde dile geçirmekten kaçınarak farklı konular konuşmaya çalışmaya karar verdi. Yanlarına gelirken de yüzüne yayılmış gülümsemeyi yeniden takınmıştı.
"Kurtarılan fıçılar şimdi başka yere taşınıyormuş." Konuşmaya az önceki tanışma faslı hiç yaşanmamış gibi devam etmişti.
"O gerizekalı birilerini öldürtecek en sonunda!" Rube eğlenerek konuşmaya katılmıştı. Aşağılar gibi bir ifadeyle sırıtıyordu.
Jayda konuşulanlardan kafası karışarak neler olduğunu anlamlandırmaya çalışıyordu. "Çakıl taşı da kim?"
Kısık sesle sorduğu soruyu ortaya sormasa da Neko cevap vermek için öne eğilmişti. Onun da yüzünde tiksinti dolu bir gülümseme vardı.
"Ah züppenin teki! Kendisini buranın kralı sanıyor."
"Ama olduğu tek şey büyük bir aptal!" Baroma neşeyle elindeki kadehi kafasına dikti.
"Uglen'de oldukça fazla züppe bulabilirsin." Neko bunu Jayda'ya söylerken ilk defa tamamen samimi konuşmuştu. Aynı zamanda ilk defa iğneleme yaptığı kişi kendisi değildi. Bu yüz ifadesini çalmasına yardım edeceğine söz verdiği belgeler hakkında konuşurken de görmüştü.
Hala bir cevap alamadığı için soru sormamaya karar verse de daha da karışan kafasının yarattığı buruşmuş yüz ifadesini hala koruyor olmalıydı çünkü Rube'den kazandığı anlayışlı bir bakış beraberinde bir açıklamayı da getirmişti.
"Buradaki belli barların sahibi bir kadının oğlu. Salağın tekidir, ne annesine ne de çocuğuna güven olmaz. Kanı bozuk!" Son kelimeleri tükürürcesine söyledikten sonra kardeşine dönerek konuşmaya devam etti. "Tapuyu acilen almalıyız. O kadına hiç güvenmiyorum her an bir bokluk çıkartabilir."
Baroma onaylarcasına başını sallarken Jayda düşünmeye devam ediyordu. Az önce öğrendiği tüm bu bilgiler ve yaptıkları kaçırma planını tekrarladı. Ah kendi karışıklıklarımı özledim. Kentin içini böyle hayal etmemiştim. Burada her şey çok daha göz önündeymiş gibi hissettiriyordu.
Bir süre yanlarında kalıp Oma ile hararetli bir tartışmaya girişmiş Baroma'yı dinlediler. İçeri gelen kalabalıkla yanlarından kalktıktan sonra yeniden dört kişi kalmışlardı. Canlılığın azalmasıyla Jayda planlarına duyduğu endişeyi azaltmak için elini dansçıya götürdü. Oma ve Neko aralarında konuşmaya devam ediyorlardı. Sessizliği düşünceli bakışlarını çevirdiği yüzüğüne dikmiş Rube bozmuştu.
"Büyük ihtimalle başarılı olursanız hepiniz aranıyor olacaksınız." Bu Jayda için yeni bir şey değildi. Alternatif planlarında Neko ve Oma da yer alacakmış gibi anlaşılsa da hapishaneden kardeşiyle çıkar çıkmaz bir daha karşılaşmayacaklardı. Rube de Neko ve Oma'nın sessizleştiğini fark ederek cümlesine devam etti. "Siz de bu hapishaneden kaçırmada yer alacaksanız..."
"Daha tam karar vermedik." Yine iğneleyici bir tonda konuşmuştu. Tamam sizin lanet belgenizi çalmanıza yardım edeceğim. Güvensizlik gerçekten dışarıdan sinir bozucu görünüyormuş.
Neko ve Oma'nın kendisiyle gelip gelmemesi konusunda herhangi bir arzusu ya da düşüncesi yoktu. Sayılarının fazla olması işine yarardı ama saldırı planlarında hep sevdiği saydığı insanlar yer almıştı. Güvendiği insanlar.
"Sizin için bir şeyler yapabilirim. Görevinizi yerine getirmek için tanınmamaya devam etmeniz önem taşıyor ama." Neko ve Oma'nın kaçırma planında yer alacağından emin gibi konuşmuştu. İkisinin de tanımadıkları birini kurtarmak için kendilerini ateşe atmak isteyeceğini sanmasa da Rube onları Jayda'ya göre daha uzun zamandır tanıyordu. Jayda bile dördü plan yaparken ikilinin gözünde beliren adrenalin tutkusunu görebilmişti. Rube bakışlarını Jayda'ya çevirdi. "Sizin ününüz daha da kabaracaktır. Hızlı şekilde kuzeye gitmek için gemiye binmeniz gerekecek." Bunu soru gibi değil de karar çoktan alınmış gibi söylemişti. Eliyle arkasındaki birine işaret verdiğinde yaklaşıp kulağına eğilen iri yapılı kare suratlı adama bir şeyler fısıldadı. Jayda yalnızca birkaç kelimeyi seçebilmişti.
"İki gemiye ihtiyacımız olacak."
Mekandan ayrıldıklarında gökyüzünde tan vakti görülen turuncu bir aydınlık oluşmaya başlamıştı. Dağılmaya başlamış sis boğukluğu azaltsa da hava ısındığına dair hiçbir belirti göstermemişti. Jayda, Oma ve Neko ile boş sayılabilecek sokaklardan yürürken tüm gece konuşulanları düşünüyordu. Planları içerisinde silahları sağlayacak kişi Rube olacaktı çünkü ne Neko ve Oma evlerinde hapishaneden birini kaçırmaya yönelik bir silaha sahipti ne de Jayda uzun yolculuğunda taşıdığında oldukça göze çarpacak bir yay almıştı. Bu yüzden Rube kendisine Jayda'nın daha önce görmediği bir malzemeden üretilmiş yay ve ok takımı verdiğinde gururlu davranmak yerine bu hediyesini kabul etmeye karar vermişti. Omuza asılan özel çantasına yerleştirdiği siyah yayını kapüşonlu paltosunun içinde saklayacak şekilde taşırken mutlu ve rahatlamış hissediyordu. Sadece dansçı bu planları için yeterli olmayacaktı. Kurtarma planlarının aktifleşmesi için aradan birkaç günün geçmesi gerekiyordu. Bu sırada Jayda sözünü tutacak ve Neko'nun o çok istediği belgeyi çalmasına yardım edecekti. Geliyorum Jayden. Dayan.