18
Hızla geçen iki günün ardından Jayda'nın görevlerinden birini tamamlayacağı saat yaklaşıyordu. Uglen'de geçirdiği günlerde konaklaması için Rube, İkiz Sarmal Kulübü'nün üst katlarındaki odalardan birini ayarlayabileceğini söylese de bu konuda fazla ısrarcı olmamıştı. Bu da Jayda'nın Neko ve Oma'nın apartman dairesinde kalmasına sebep olmuştu. Bu sırada ikiliyi daha fazla gözlemlemiş, aralarındaki ilişki Jayden'a duyduğu özlemi körüklemişti. Beklediği kadar gergin olmayan bu süre boyunca aynı evde olmanın verdiği yakınlık aralarındaki soğuk duvarları biraz yıksa bile Jayda, Neko ve Oma'nın gece nöbetleşe uyuduklarından emindi. En azından Jayda kesinlikle öyle yapardı. Şimdi de kasanın olduğu yere yola çıkmak üzere son hazırlıklarını yapıyorlardı. Hala bu ikili hakkında fazla bir şey bilmediğini fark etti. Birinci günün akşamında salon tarafında yaptıkları ufak sohbetlerinde daha önceden Rube için iş yaptıkları dışında şu an ne yaptıkları ya da zamanında ne yaptıkları konusunda oldukça ketum davranmışlardı. Kapının girişinde üstünde çeşit çeşit kostümlerin asıldığı askı konusundaysa hiçbir fikri yoktu. Açıkçası ilk gecesinde kafayı yemiş bir tiyatro tarikatının iki üyesi tarafından öldürülebileceğini düşünerek yatmıştı. Sabah gözlerini açtığında tüm parçalarının yerli yerinde olmasına sevinmişti.
Neko hızla mutfak tarafından salona girdi. Jayda'nın pusularından önce yaşadığı gerginliğin aynısı kasılan yüzünden belli oluyordu. Oraya vardıklarında ne yapacağına yönelik detaylı bir şey anlatmasa da Jayda'nın görevi oldukça açıktı. Kendisine söylenen yere tırmanacak ve Neko'nun açacağı pencereden içeri girecekti. Askıdan ona büyük geleceği oldukça belli olan önü düğmeli bir gömlek ve pantolon takımı çıkartan Neko'ya baktı. Kıyafetlerin ütüsünü bozmayacak şekilde çantasına yerleştirmesini izledi. Oma bu anı daha önce de yaşadıkları için arkadaşının yaptıklarına Jayda kadar odaklanmamıştı.
Karanlık sokaklar boyunca yürüdükleri yollar Jayda'nın önceki günlerde geçtiği yerler değildi. Binalarından dışarıya çıktıkları an yüzlerini örtseler bile Jayda tren istasyonunu geçtiklerinde Neko'nun da Oma'nın da çevrelerine yönelttikleri dikkati arttırdığını fark etti. Uglen'de belli bölgelerin belli çeteler tarafından yönetildiğini bilse de üzerlerindeki gözleri o da hissetmişti. Bir süre daha temiz sokaklardan geçtiler. Barlardan çıkan sarhoş adamların kusmak için hızla girdiği ara sokaklardan kesici bir koku geliyordu. Rıhtıma yaklaştıklarında ise gece seferinden dönen teknelerin ve yola çıkmak üzere hareket etmeye başlamış irice gemilerin korna seslerini ve gözetleme kulelerinden gelen haberci düdüklerin sesini işitmeye başlamışlardı. Tüm bu sokaklar boyunca iki yanını kaplayan taş binalar yerini daha aralıklı inşaa edilmiş bazıları beyaz bazıları gri duvarlı ve büyük bahçeli malikanelere bıraktığında adımlarını yavaşlattılar. Geldikleri yere yaklaşmış olmalılardı. Uglen'in bu bölgesinin zengin ya da soylu insanların yaşadığı bir muhit olduğunu tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktu. Evlerin bahçelerinden gelen farklı çiçek ve ağaç kokuları bile Jayda'nın burnuna büyülü gelmişti. Özellikle sidik kokularını geride bıraktıkları için memnundu. Bir sokak bile geçtiğiniz yolun nasıl koktuğundan bu yolu kimin kullandığına kadar farklılıklara gebeydi. Önünden geçtikleri bahçelerdeki huş ağaçlarının içine özenle yerleştirilmiş dayanışma günü süslemeleri, ışıklandırmalar ve malikanelerin bahçelerindeki çalışanların farklı şekillerde kırptığı ufak çalılıklar bile sınıf ayrımını insanın gözüne sokmaya yeterdi. Yakınına geldikleri malikane de diğerleri gibi çevresinde duvarlar örülü bir başka alanda bulunuyordu.
Ortadaki alanın çevresine örülmüş yüksek duvarı gece karanlığında bile parlak görünen yemyeşil sarmaşıklar kaplamıştı. Duvar ferforje bahçe kapılarına kadar devam ediyordu. Kapının demir parmaklıkları arasındaki boşluklardan gördüğü kadarıyla içeride üç katlı, büyük bir verandası olan beyaz bir bina vardı. Alt pencerelerindeki demirliklerin üstündeki çiçekli semboller bahçedeki uzun ağaçlar arasından geçen farklı renkteki aydınlatmalarla seçilebiliyordu. Neko'nun gösterdiği pencere ikinci katta evin arka tarafında kalıyordu. O ve bir üstündeki kattaki pencerelerde binayla aynı renklerde görünen beyaz ahşaptan rustik panjurlar vardı.
"Oraya tırmanacaksın. Başarabilir misin?"
Tabii ki başarabilirim. "Kuzeydeki ağaçları gördün mü sen?"
"Tamam." Oma planlarında odaya çıkmak yerine binanın dışında kalacaktı. "Işıklar bende." göz kırparak uzaklaşmaya başladı.
Neko girişe doğru yöneldiğinde Jayda da önünde duran duvarlar boyunca tırmanacağı odayla aynı hizaya gelene kadar yürüdü. Sarmaşıklar tüm duvar boyunca hep aynı uzunlukta devam ediyordu. Önce sağlam olup olmadığından emin olduktan sonra tutunduğu dal boyunca kendisini yukarı çekti. Bahçeye atladığında muhtemelen her sabah kesildiği için hepsi eşit boyuttaki çimenlerin içinden hızla geçerek binaya yaklaştı. Karşısındaki perdeleri kapalı pencerenin demirliklerine çıktıktan sonra ikinci kattaki panjura uzandı. O binaya tırmanırken çevresindeki ışık da yavaş yavaş azalıyordu. Hala ön bahçeden yayılan renkli ışıklar sayesinde tuttuğu yeri görse de dışarıdaki biri binaya baktığında çöken karanlık dışında hiçbir şey göremezdi. Tırmanırken vakit kaybettiğini düşünmüyordu ama etrafının yavaşça kararması da bu saatler için normal değildi. Pencereye yaklaştığında içeriden gelen ayak seslerini işitebilmeye başlamıştı. Gelenin Neko olduğunu düşünse bile camdan dışarıya bakan birinin ilk başta göremeyeceği bir mesafede beklemeye karar verdi. Ayak seslerini izleyen kapı açma ve kapama sesinin ardından gece sessizliğinde dağılan hafif bir pencere gıcırtısı duyuldu. Jayda açılan pencereye Neko'yu görmeyi bekleyerek yaklaştığında bir adam görünce önce yanlış yerde beklediğini sanarak okunu doğrulttuğunda adamın önü düğmeli gömleğini ve gömlekle uyumlu pantolonunu fark etti. Bunlar Neko'nun askıdan aldığı kıyafetlerdi ve tam adamın ölçülerine göre tasarlanmıştı. Ne yani içeriden kapıyı açmak için adam mı tutmuş?
"İçeri gir hadi!" Adam bıyıklarının altından kısık bir sesle konuşmuştu.
Jayda içeri atladığında karşısında sakallı ve omzuna kadar uzanan dalgalı saçları aklaşmış adamın mavi gözlerini kendisine diktiğini fark etti. Daha neler olduğunu anlayamadan alnındaki yaşlılık çizgilerinin süslediği cilt yeniden siyah beyaz tenli, genç haline dönmüştü. Şimdi karşısında üstündeki düğmeli bol gömleğin içinde kaybolmuş, koyu kahve düz saçlı kız, Neko duruyordu. O bir şekil değiştiren.
"Sakın kimseye söyleme." Jayda'nın yüzündeki şaşkın ifadeyi görünce sessizliği bozan ilk o olmuştu.
Nasıl düşünemedim. Gerçi nasıl düşünebilirdi ki? Şekil değiştirenler enteresan türlerdi. Her birinin farklı yeteneği vardı ve bunlar herhangi bir grup içerisinde sınırı çizilmiş özellikler arasından seçilmiyordu. Belki de türünün tek örneği sayılabilecek bir yetenekti. Evet, bazı insanların aksine Jayda şekil değiştirenleri oldukça ilgi çekici bulurdu ve şimdi o öğrendikleri doğrultusunda Neko'ya daha fazla sempati beslemeye başlamıştı. Acaba yalnızca bu adama mı dönüşebiliyor? Ya da gördüğü kişilere dönüşürken ne hissediyor? Tüm bu sorular kafasına doluştuğunda yüksek tavanlı odanın içindeki çalışma masasına ve arkasındaki kasaya baktı. Şu kasayı açalım, sonra öğrenirim. Hızla kasanın karşısına oturduğunda Neko da kendi kıyafetlerini giyinmeye başlamıştı.
Jayda ellerinin terlemeye başladığını hissedebiliyordu. Ne kadar özgüvenle söylemiş olsa da Sando ile yaptıkları kasa kırma derslerinde pek başarılı bir öğrenci olmamıştı. Şimdi de bir süredir kulağından kasaya bağlanan kulaklıklarla kasanın kilidindeki takırtıları duymaya çalışıyordu. Kilidi her çevirdiğinde kısa bir sessizlik oluyor ve sonra o ufak kilidi yeniden tersine döndürüyordu. Neko başta sakin kalabilmişse de şimdi yaşadığı merak duygusu ya da yakalanma korkusuyla sabırsızca bacağını sallamaya başlamıştı. Hala sessizdi ama Jayda acele etmezse bu durum uzun sürmeyecekti. Sando'nun anlattıklarını hatırlamaya çalıştı. Gösterdiği kilitleri ve şemaları, önünde uygulamalı çalıştıkları kilitleri. Böylesi bir kilidi ilk defa görüyordu. İç mekanizması fazla farklı değildi. Hem kasanın ağır kapağındaki markası hem de kilit formunu kamplarındaki ufak modellerden hatırlayabiliyordu ama içindeki belge her neyse iki katmanlı şifreleyecek kadar çok önemli olmalıydı. Bu iş sabır gerektiren bir işti. İlk şifreyi kırdıktan sonra ikincisine başlamasının üstünden fazla geçmese de Jayda ormanda büründüğü sabırlı kişiliği şu an koruyamıyordu. Odadaki mobilyaların ve kütüphanenin üstüne üstüne geldiğini hissedebiliyordu. Pencere açık olmasına rağmen terlemeye başlamıştı. Sırtını dikleştirip boynunu hareket ettirdi. Kütüphanedeki kitaplar çoğunlukla maliyeyle ilgili kitaplardı. Neko'nun dikkatle kendisini izliyor olması da pek faydalı olmuyordu. Kulağındaki kulaklıkları çıkarıp ona döndü. Fısıltıyla konuşmaya çalışıyordu.
"Neden masadaki kağıtlarla ilgilenmiyorsun?" İlk geldiklerinde zaten öyle yapsa da Neko'ya vermek istediği mesajı anlayacağını umdu. Jayda kulaklıklarını geri takarken arkasındaki karartı masa başına ilerlemişti. Derin bir nefes alıp işine devam etti.
Sağa doğru beş takırtı. Sola doğru iki. Sessizlik. Sola doğru iki takırtı daha. Sessizlik. Sola doğru üç takırtı. Sola doğru bir takırtı. Sessizlik. Sağa doğru bir takırtı. Sessizlik. Yeniden çevirdiğinde kulağında yankılanan kilidin boşluğa yerleşme sesiyle tuşu içe doğru bastırdı. Kapak hafif bir gıcırtıyla aralandığına Neko da uzun adımlarla yanında bitivermişti. Koca gri kasanın içindeki kadifemsi kaplamanın üstünde fazla kalın olmayan bir dosya duruyordu. Çıkarıp Neko'ya uzattığında odaya yayılan merak duyguları heyecanlı sayfa çeviriş seslerine karıştı. Jayda kasayı geri kilitlerken arkasından gelen şaşkınlık ve mutluluk ahlamalarını duyabiliyordu. Neko her bir sayfa çevirişinde "Ah lanet olsun!" diyerek neşeli sırıtmalar takınıyordu. Jayda belgenin kendisine yakın yüzüne vuran ay ışığından yalnızca doğum belgesi yazısını ve arkasındaki sayfadaki para çıkış kaydı tablosunu okuyabilmişti. İçindekileri merak etse de bunu öğrenince eline bir şey geçmeyecekti bu yüzden Neko'nun mutluluğunu bölmemeye karar verdi.
Bahçe duvarlarının dışından gelen kısık ıslık ve garip bir işaret sesiyle ikisi de pencere tarafına yönelene kadar Neko gurulu bir ifadeyle kağıtları incelemeye devam etmişti. Sinyal Oma'dan geliyordu. Onlar pencereden atlarken Jayda arkalarında bıraktıkları odanın kapısının açılma sesini duydu. Bahçeden sarmaşıkların kapladığı duvara doğru ilerlemek üzere son demirliklerden de indiklerinde Neko ile bir anlığına durdular.
"Sana yardım edeceğiz."
Neko bunu derken sıcak bir samimiyetle gülümsüyordu. O belgelerin içinde her ne varsa çok önemli bir bilgi olmalıydı.
Duvarın dışına geçip Oma ile buluştuklarında hızlı adımlarla ağaçların ve aralıklı aralıklı yerleştirilmiş sokak lambaları boyunca yürüdüler. Binadaki ışıklar yandığında ise çoktan uzaklaşmışlardı.