7
Jayda erken saatte uyanmış, bir süre çadırında yatarak dışarıdan gelen sabah kuşlarının seslerini dinlemişti. Ardından giyinmiş ve ormanda kısa bir yürüyüşe çıkmıştı. Geri döndüğünde kamplarının ortasında dün gece söndürdükleri ateşi yeniden yakmış ve çay demlemişti. Diğerleri de erken kalkmış ve kahvaltılık yemeklerin hazırlanmasına yardım etmişti. Llarm ve KarKıranlardan üç kişi kahvaltılarını yaptıktan sonra pusu alanına gitmişlerdi. Jayda alev kapanının çevresine yerleştirdikleri minderlerden birinin üstünde oturup çayını yudumluyordu. Üç dilim ekmek ve biraz da peynirden oluşan kahvaltısını çoktan etmişti. Darfin hafif bir esinti yaratarak yanındaki mindere oturdu.
“Günaydın.”
“Günaydın.” Jayda, Darfin’in yanına geldiğini gördüğü için çayla doldurduğu diğer kupayı ona uzattı.
“Teşekkür ederim.” Darfin çayından bir yudum aldı. “Umarım Haldir seni çok yormamıştır. Çok fazla…” Bir sonraki kelimesini doğru seçmeye çalıştığı belliydi. “Fikirleri olan bir çocuk.”
Jayda kafasını sallarken güldü. “Hayır hiç yormadı.” Bakışlarını Darfin’den kupasını tutan ellerine çevirdi. Ellerinin belli bölgelerinde nasırlar belirmiş ve soğuktan çatlamıştı. “Kesinlikle çok fazla teorisi var, ama keyifli bir sohbetti.”
“Sevindim.” Darfin rahatlamış bir gülümseme takındı. “Yoksa seni biraz rahat bırakması için uyarmam gerekecekti.”
“Buna hiç gerek yok, hatta başka teorileri de olursa dinlemek isterim.”
“Ona söylediğimde çok sevinecek. Ama baştan uyarayım seni esir alabililir.” Tek kaşını kaldırdı. “Bundan emin misin?”
“Eminim.”
Jayda pusu sabahı pozitif hissediyor olmasına şaşırmıştı. Genelde vaktini stresli ve bir köşede sessizce oturarak geçirirdi.
Haldir de yanlarına geldiğinde Darfin’in yanına geçip, elinde tuttuğu tabaktaki ekmek ve kurutulmuş etleri sandviç yaparak yemeye başlamıştı. Jayda önündeki çaydanlıktan boş bir bardağa çay doldurup ona uzattığında yarı utanmış yarı uykulu bir teşekkür ederim aldı.
“Bugün için heyecanlı mısın Haldir?”
Soru Darfin’den gelmişti. Babacan bir bakışla Haldir’i izliyordu.
“Şu an.” Ağzındaki lokmayı yuttu. “Gerginim sanırım.”
“Herkes ilk pusularında gergin olur. Bu normal.”
Haldir Darfin’e kafa sallayıp çayından bir yudum aldı. Jayda stresini gizlemekte başarılı olduğunu düşünürdü, en azından ikizi ya da Verna dışında kimse ona bunu fark ettiklerini belli etmemişti ama şu an Haldir’in çayı tutan ellerinin titremesinin soğuktan olduğunu sanmıyordu.
Jayda her pususundan önce gerilirdi. Ama saldırılarını gerçekleştirmeye başladıkları an tüm hareketler vücudundan akardı. Hiç düşünmeden, tamamen doğal bir şekilde. O anlar Jayda için rahatlatıcı bile sayılabilirdi.
―
Akşama doğru sekizi de pusu alanında hazır bir şekilde bekliyorlardı. Önden giden Llarm, Fin, Ingor ve Tobru mekanı yeniden kontrol etmişler, Jayda’lar da geldikten sonra onları karşılamışlardı. Herkes çoktan konumunu almış, harekete geçmeleri için gelecek sinyale dikkat kesilmişti. Sinyali Jayda verecekti bu yüzden beklediği yer diğerlerine göre görüşü en geniş olandı.
Jayda elini koyduğu ağacın soğuk gövdesini hissedebiliyordu. Sert kabuklu, uzun ağaçların en tepesine çıkmıştı. Aşağı baktığında saray arabalarının geçeceği toprak yolun üstündeki çukurları ve çamurlaşmış zeminini seçebiliyordu. Bulunduğu ağaç diğerlerinin bulundukları yerlerin merkezinde kalıyordu, Jayda’nın işareti verdiğinde hızla aşağı inmesi ve saldırı pozisyonunu alması gerekecekti. Neyse ki tırmanmak konusunda bir sorunum yok. Jayda için ağaçtan hızla aşağı inmek birkaç saniye sürecekti muhtemelen.
Hava artık kararmaya başlamadan önceki gri tonlarına bürünmeye başlamıştı. Kış yaklaştığında kuzeyde pembe ve turuncu gün batımlarının yerine gri ve beyaz bulutlarla kaplı bir gökyüzü görürdünüz. Jayda tepeden, aşağıdan geçen yolun başına baktı, henüz herhangi bir hareket yoktu. Yüzüne vuran esintiyle örgülü saçlarından kurtulan birkaç teli kulağının arkasına topladı ve esintinin geldiği yöne döndü. Kudretli Cam Kule’yi ve arkasında sıra sıra dizilmiş Mavisırt Dağları’nı görebiliyordu. Gördüğü beyaz manzara huzurluydu. Kış Nesnar’ın kuzeyine çoktan gelmiş olmalıydı.
İşaret vermek için kullanacağı düdüğü eline aldı. Bu düdükler KarKıranlar’ın kuruluşundan beri kullanılıyordu. Düdük, aslında nesli tükenmiş ve arkeolojik kazılar sırasında bulunmuş bir kuşun sesini çıkarmalarını sağlayan kemiği taklit ederek yapılmış bir aletti. Basit bir ıslıkla ya da seslenerek haberleşmekten daha güvenliydi. Kimse nesli tükenmiş bir kuşu duyduğunu ve bunun kendilerine saldırmak üzere olan bir topluluğun haberleşme aracı olduğunu düşünmezdi, ormanda yürürken kuş sesi duyardınız o kadar. Kraliyet yanında kuş uzmanı ile gezmeye başlamadığı sürece sorun yok.
Jayda elinde tuttuğu düdüğün zincirini pantolonunun beline bağladı. Bilek yayına takacağı oklarını yeniden kontrol etti. Ayak bileğindeki ve belindeki farklı büyüklüklerdeki bıçakları hissedebiliyordu. Stresini yatıştırmak istercesine derin bir nefes aldı. Verdi. Yeniden aldığında esintinin getirdiği çam kokuları ciğerlerine doldu. Uzaktan atlıların sesini duyduğunda sinyalini çoktan vermişti bile.
Hızla, tırmandığı ağacın daha altında bir yerde pozisyonunu aldı. Atlılar önlerindeki yola ulaşmadan önce birkaç dakikası vardı. İlk okunu Dansçı’ya taktığında iki ahşap at arabası yavaş bir şekilde toprak yolda ilerliyor, pusularının başlayacağı merkez noktasına usulca yaklaşıyordu. Öndeki at arabasının iki kenarında da Ventios bayrağı asılmıştı. Küt kesimli bayrağın altından başlayan ve tepeye kadar uzanan el gibi bir çiçek tacı işlemesi arabanın hareketleri ve esintiyle birlikte sallanıyordu. Arkadaki at arabasının kenarları da Ventios bayrağının üzerindeki altın ve bronz renkli işlemelere uyumlu şekilde sarımsı bir boyayla kaplanmıştı. Her ikisinde de tek sürücüsü olan iki at arabasına toplamda dört asker eşlik ediyordu. Toplam altı kişi. Havadaki bulutlar merkez noktasına ulaşan at arabalarını ilerleten atların olduklarından daha da siyah görünmesine sebep olmuştu. Öndeki iki at da huzursuzca kıpırdandığında araba bir saniyeliğine duraksadı ve tam o sırada yolun diğer tarafındaki ağaçların arasından hızla bir ok fırladı.
Her şey çok hızlı olmuştu. Fırlayan ok rüzgarla gücünü arttırarak arkadaki at arabasının tekerleklerinden birini parçalamıştı. Askerlerin neler olduğunu öğrenmek için eğilip ahşap tekerleği mahveden oku fark etmeleri an meselesiydi. Arkadaki at arabası sendeleyerek durduğunda sürücüsü de oturduğu yerde sarsıldı. Öndeki at arabası olanları fark etmeyip birkaç metre daha ilerledikten sonra durabilmişti. Aralarına mesafe de koyduk. Dört askerden ikisi arkada kalan arabaya doğru ilerlediler. Tetiktelerdi, biri sürekli çevrelerine bakıyordu ve hepsi kılıçlarını daha sıkı tutmaya başlamıştı. Öndeki at arabasının sürücüsü huzursuzca arkasını görmeye çalışıyordu. Onunla kalan askerler de sürücünün değil arabanın içindekini korumaya daha hevesli gibilerdi. Tam zamanı. Ormanın içinden hızla çıkan Ingor, en azından yüzünü kapatan örtünün üstünden gördüğü kadarıyla Jayda o olduğunu düşünüyordu, sürücünün arkasından gelip boğazına bıçak dayamıştı. Askerlerden biri sürücünün olduğu tarafa ilerlemeye başladığında Jayda da yüzünü örterek ağaçtan atladı. Arkada kalan at arabasına ilerleyen askerlerden biri tekerleği görebilmek için eğilmişti. Diğeri de tepesinde bir aşağı bir çevresine bakıyordu. Kendilerine her yönden gelebilecek tehlikelere karşı dikkat kesilmekten adamın alnında oyuk açılmış gibi görünüyordu. Arkadaki at arabasının sürücüsü de aşağı inmiş, mesafeli şekilde tekerleği inceleyen askerlere bakıyordu. Sürücüler ne kadar masum görünse de yatırımcılarından gelen bilgilere göre onlar da aslında gizlenen askerlerdi. Yani Jayda adamın beline gizlediği bir silah olduğundan oldukça emindi.
Ingor’un boğazına bıçak dayadığı sürücü iç cebinden bir şey çıkarmak için hamle yaptığı sırada Jayda adamın derisinde ilerleyen metalin sesini duymuştu. Onlara yaklaşan askerin kafasına nişan alarak bileğini eğdiğinde Dansçıdan fırlayan minik ok hızla hedefine saplandı. At arabasının diğer tarafındaki kapının önünde bekleyen asker, düşen iki adamı görmese de ateşli silahını dışarı çıkararak ilerlemeye başlamıştı. At arabasının yanında yüzü koyun yatan arkadaşını görmesi çok uzun sürmeyecekti. Arkadaki at arabasının tekerlekleriyle ilgilenen iki askerin arkasından gelen Llarm ve onun biraz daha gerisinden yayına taktığı oku gererek gelen Haldir adamlara atıldığında ormanın içinden bir silah sesi duyuldu. Jayda yayına taktığı oku hızlıca çekerek Ingor’un arkasından gelen adama nişan aldığında arkasından bir hışırdama sesi duydu. Daha fazlalar.Ingor’un arkasında yere yığılan adamın sesini takip eden asker Jayda’nın göz hizasından kaybolmuştu. Llarm tekerleğin başındaki askerlerden tekini yere serdiğinde iki adam daha arkasından ona doğru geliyordu. Haldir’in oklarından biri adamı devirdiğinde Llarm da diğerinin göğsüne sapladığı baltayı geri çıkarıyordu. Bu sırada tekerleğin başındaki diğer asker Haldir ve Llarm’a doğu koşarken, sürücü de uzaktan onlara doğru ateş etmeye başlamıştı. Jayda arkasından gelen ayak seslerini duyarak yana atıldığında az önce bulunduğu yere savrulan kılıcı gördü. Elinde üzeri kan olmuş bir kılıç tutan Tobru ormandan çıkarak Ingor’un yanına gitmişti. Jayda onların at arabasının kenarından onlara doğru ilerleyen askerle savaşırken çıkardıkları metalin metale vurma seslerini duyabiliyordu. Tüm atlar huzursuzca hareketlenmiş ve ses çıkarıyorlardı. Jayda kılıcın sahibiyle karşı karşıya geldiğinde yayına taktığı oku kullanamayacağı kadar yakın olduklarını fark etti. Ellerini kaldırarak belindeki bıçağa uzanacağı sırada adam kendisine doğru atıldı. Jayda kendisine savrulan kılıçtan eğilerek kurtulduğunda belinden çıkardığı bıçağı hızlıca adamın bacağına fırlattı. Şimdi adamdan biraz daha uzakta duruyordu. Ok atacak kadar uzak değil. Adam bacağındaki bıçağı çıkarırken yalnızca kaşlarını çatmıştı. Bıçağı yere attıktan sonra kılıcını sallayarak ilerlemeye başladı. Yüzündeki cüretkar sırıtış her adımında artıyordu. Jayda bir süre kendisine ilerleyen adamı izledikten sonra ona doğru koşmaya başladığında adamın yüzündeki sırıtışın altında beliren şaşkınlığı fark etmişti. Kendisine savrulan kılıçtan kurtulmak için zıpladı. Zıplarken yayına okunu geçirmeyi başardı ve adamın arkasına geldiğinde Dansçıdan bir ok daha hedefine gitmek üzere yola çıkmıştı. Ok adamın boynunu sıyırarak geçti. Jayda’ya büyük bir sinirle döndüğünde boynundan akan kanlar gömleğinde ıslak bir leke bırakmaya başlamıştı bile. Jayda ikinci okunu takacakken arkasından biri onun kollarını yakalayarak havaya kaldırdı. Diğer adam yüzüne yumruk attığında ağzındaki metalik tadı net bir şekilde hissetmişti. Vücuduna aldığı birkaç darbenin ardından Jayda bir anda kendisini az önce tepesinde durduğu ağaca fırlatılırken buldu. Mesafe uzun olmasa da Jayda ağacın gövdesine şiddetle çarptıktan sonra yere düştüğünde hemen toparlanamamıştı. Ağzına biriken kanı yere tükürdü. Kendisine doğru yaklaşan iki adama bakarken yerdeki bıçağı gördü. Bu adamın bacağına fırlattığı bıçaktı ve hızlı hareket ederse onlar fark etmeden yerden alabilirdi. Nefesini toparlayabilmek için derin bir nefes aldığında sırtında keskin bir batma hissetti. Sakince, karşı tarafa fark ettirmediğini umarak elini ayak bileğine götürdü. İkinci bıçağını çektiği gibi ayaklandı ve diğer bıçağa yakın olan adama fırlatarak koşmaya başladı. Adam kafasına isabet eden bıçakla birlikte yere doğru düşerken diğer adam kılıcını savurmaya hazırlanıyordu ama Jayda daha hızlı davranmıştı. Boynuna saplanan bıçak, adamın havada asılı kalan elindeki kılıçla toprağa düşmesiyle yok oldu. Jayda bulunduğu yerde, az önce aldığı darbelerin etkisinden çıkmak için birkaç saniye durdu. Yolun olduğu yerden silah sesleri gelmeye devam ediyordu. İki bıçağını da alıp üstüne silerek seslerin geldiği yere yöneldi.
Yola çıktığında, biraz ötesindeki ormanlık alandan çıkan Darfin ve Seral’ı gördü. İkisinin de yüzünde yer yer kızarıklıklar vardı ama ciddi bir yaralanma yok gibiydi. Darfin’in iki elinde tuttuğu baltalardan damlayan kan toprağa kızıl bir renk veriyordu. Jayda ile göz göze geldikten sonra ikisi de silah seslerinin geldiği yere yöneldiler. Haldir ve Llarm açılan ateşten korunmaya çalışarak kendilerine saldıran askerlerle dövüşüyordu. Haldir yayını yere fırlatmış ve eline kılıcını almıştı. Darfin ve Seral da onlara yardım edebilecek kadar yaklaşabilmek için gizlenerek ilerliyordu. İki tane nişancı olmalıydı çünkü farklı yönlerden gelen iki grubun da hareketini tek bir noktadan takip etmek imkansızdı. Jayda çevresine bakındı, yolun ortasına ilerlemediğinden kendisini hala göstermemişti. Ingor ve Tobru’nun olduğu tarafta yalnızca iki asker vardı. Fin de onların tarafındaki ormanlık alandan çıktığında üçü de askerlerin üstüne atlamıştı. Silah sesi yok. Demek ki arkadan gelen at arabasını görecek şekilde duran iki nişancı vardı. Jayda önce ağaçların tepesine baktı ama pusu bölgesini saatler öncesinden incelemişlerdi ve buna ağaçlar da dahildi. Ormanın içinden mi geliyor? Arkalarından yaklaşan askerlerden bazıları fark ettirmeden o tarafa ilerlemiş olabilir miydi? Bir silah sesi daha duyuldu. Haldir ve Llarm’ın yanına ulaşmış olan Seral’ın da yardımıyla dövüştükleri iki asker de yere serilmişti. Sadece nişancılar kaldı. Darfin ilerlemek için ileri gider gibi yaptığında bir silah sesi daha duyuldu. Bu sırada Haldir yerdeki yayına uzanmıştı. Sadece bir silah sesi. Nişancı tek kişiydi. “Haldir’i görmedi.” Jayda kendi kendine mırıldanmıştı. Bıçaklarınıdan birini ayak bileğine diğerini de beline yerleştirdi. Bu sırada büyük bir hızla çevresini gözlemlemeye devam ediyordu. Neredesin neredesin? Tek bir yerden herkesi görecek bir konum. Sessizlik. Az önce yaşanan karmaşanın ardından orman sessizleşmişti. Atların çoğu at arabalarından kurtulup ormanın derinliklerine kaçmıştı. Uzaktan gelen birkaç kuşun havada şakıması dışında yalnızca ağaçların arasından gelen rüzgar uğultusu duyuluyordu. Kimse çıt çıkarmıyordu. Herkes nişancının yerini tespit edebilmek için dikkat kesilmişti. Nişancı da sessizdi. Her iki tarafı da görebilecek bir konum. Hem önceden yerleşilebilecek bir yerde olmalı hem de ulaşılamayacak kadar güvenli. İki at arabası da sağlam şekilde duruyordu. Açılan onca ateşten hiç etkilenmemiş gibilerdi. En azından içindekiler sağlam kaldı. Buradan dönerken her yeri delik deşik olmuş malzemeler götürmeyeceklerine sevinmişti. Kurşun geçirmez. Jayda arkadaki at arabasının duvarlarında öndekindeki gibi Ventios bayrakları yerine renkli işlemeler olduğunu görmüştü zaten ama o işlemelerin arasına gizlenmiş boşlukları şimdi fark ediyordu. Uzaktan gölge gibi görünen delikler. Nişancı arabanın içinde. Ancak olayın ortasında durunca her iki tarafı da görebiliyordunuz. Başından beri at arabasındaydı. Jayda dikkatle bakmaya çalıştı. İçeride bir hareketlilik yoktu ama adam sonsuza kadar orada bekleyemezdi. Biz de bekleyemeyiz. İşlemelerin arasındaki boşluklar bir küre gibi içeriden her yeri görebilecek şekilde yerleştirilmişti. Bu yüzden ilk adımı kendileri atarsa fark edilmeleri çok olasıydı. Jayda belindeki zincirin ucundaki düdüğü birkaç kez çaldığında kendisiyle aynı tarafta gizlenen Darfin’in şimdi ne yapacağız bakışlarını gördü. “Hepiniz arabaya fazla yakınsınız.” Yolun diğer tarafına taş attığında o yöne doğru ateşlenen silahın sesini duydular. Bunu fırsat bilen Haldir, Llarm, Seral ve Darfin ormanın içine koşmuştu. Jayda ormanın öteki tarafında bekleyen Ingor, Fin ve Tobru’nun meraklı bakışlarını seçebiliyordu. Herkes uzaklaştı.
Jayda eğildiği yerden doğrularak kalktığında sırtındaki sızlamayı ve ağzındaki metalik kan tadını hala hissedebiliyordu ama şu an içinde yükselen daha farklı bir his vardı. Her adımında daha da artan bir heyecan duygusu. Yayının altındaki bölmeden, ucunda kırmızı işaret bulunan minik oku aldı. Dansçının yayına koyup gerdiğinde kalp atışlarının hızlanması kulağında baskı yapmaya başlamıştı. Haydi biraz gürültü çıkaralım.
Bileğini eğdiği an ok at arabasına fırladı ve hemen peşinden büyük bir patlama oldu. Jayda’nın kulaklarındaki çınlama fazla uzun sürmemişti. Diğerleri de ormanın içinden çıkarken bazılarının yüzlerinde şaşkınlık bazılarında ise yaşadıkları adrenalini yansıtan gülümsemeler vardı. Yere saçılan ahşap parçalarının arasında deriye benzeyen zarımsı lekeler duruyordu. At arabasına ilerledikçe bu zarları kaplayan kırmızı iz giderek artıyordu. Arabanın ahşap parçaları patlamanın etkisiyle bir süre daha yanmaya devam ederken ekip hiç vakit kaybetmeden öndeki at arabasının içindekileri toplamaya başladı. Bir grup yol üstündeki izlerden kurtulmak için harekete geçmiş, öteki grup da ormanın içindeki cesetleri gizlemek üzere görevlendirilmişti. Hızlıca işlerini hallettikten sonra geriye kalacak tek şey vücutlarındaki yeni berelerle kamplarına geri dönmek olacaktı.