33
Yakıcı öğlen güneşi önüne geçen bulutlarla perdelenirken denizdeki birinci haftayı geride bırakmışlardı. Saçları hala kısa olsa da her geçen gün uzayan Jayden'ın keyfi adımlarının da iyileşmesiyle daha da yerine geliyordu. Jayda önceki günlerde de yaptıkları gibi kartlarını güvertenin nemli zeminine dizmiş gruba baktı. Jayden sol bacağını öne doğru uzatmış omzunu direğe vererek önüne konulan kartları oluşturduğu destesine ekliyordu. Oma ve İlos da iki yanına yerleşmişti. Doğuya yaklaştıkça ılıklaşan hava geceleri serin olsa da ikizlerin gün içinde hala gömlekle gezmesine olanak sağlıyordu. Jayden'ın boynuna doğru uzanan yaralarına merhem sürerken tek katman giyinmeleri işlerini hızlandırıyordu.
Yelkenlerle ilgilenen mürettebatın güvertede yürümelerini izledi. Birkaçı gemi ambarından mutfağa birkaç fıçı taşıyordu. Doris'in mutfağının açıldığı uzun sofrada bugün sebzeli bir yahni yiyeceklerdi. Dümenin hareketiyle burnu sağa dönen gemiye çarpan soğuk rüzgarı hissetti. Esintiyle dans eden saçları boynunu gıdıklandırıyordu. Dümencinin çaprazında duran Eris'in kabininden aldığı altın kaplama dürbünüyle ufka bakmasını izledi. İlk gün ne yapacaklarını konuşmak için girdikleri kaptan kabini en az mutfak kadar geniş ve ferahtı. Hafif ahşap mobilyaların bir kısmı yere sabitlenmiş bir kısmı da camdan uzak noktalara yerleştirilmişti. Koyu kestane renkli sandalyelerin petrol mavisi minderleri masadaki haritanın üstündeki yazıların yazıldığı mürekkeple neredeyse aynı renkti. Geceleri kapkaranlık denizde giden gemi, yaktıkları ufak aydınlatmalarla loş oluyordu. Sapsarı ışıklar saçan güneşin önüne geçen bulutlar bugün daha erken karanlıkta kalacaklarının habercisi gibiydi. Alt kamaralardan birinden çıkan Neko elinde tuttuğu tabaktan aldığı bir elma dilimini yiyerek Jayda'ya ilerledi. İçi dolu tabağı önüne koyarken Oma'dan tarafa baktı.
"İyi anlaştılar." Neko tabağı bırakıp gitmek yerine Jayda'nın yanına oturmuştu. İkisi de birbirine paralel direklere sırtlarını vermiş bir yandan sonsuza kadar gidiyor gibi görünen denize bir yandan da güvertede dönen kart oyununa bakıyorlardı.
"Hiç beklemediğim bir üçlü oldular itiraf etmeliyim." Tabaktan elma aldığında, ısırdığı parçanın ağzında bıraktığı ekşi tatla kaşlarını çattı.
"Sürprizlerle dolular." Yüzündeki sırıtışla geçmişten bir sahneyi düşündüğü belliydi. "Neyse ki geçen gün çocuk gibi surat asmaları fazla devam etmedi."
Kamaralarına giderken dikkatleri deniz kızlarında olduğu için yemek sırasında sofrada yaptıkları konuşmayı unutmuşlardı. Jayda bu tartışmayı uzatmasa bile ikizinin o gece iğneli bir cümle kuracağından emindi. "İyi ki deniz kızlarıyla karşılaşmışız."
"İyi ki." Neko'nun yüzüne yayılan gülümseme hızla yok oldu. Bir süre sessizce oturup elmalarını yerken dalgın bakışları Jayda'ya kayıyordu. İfadesi bir şeyler söylemek istiyormuş da söyleyemiyormuş gibiydi.
"O gün..."
Boğazını temizleyip Jayda'ya döndü. Kendisine bakan kahverengi gözler, düz koyu kahve saçlarıyla siyah beyaz tenini daha da ortaya çıkarıyordu. "Beni arkada bırakmadın. Teşekkürler."
Jayda hapishaneden uzaklaştıklarından beri, belki ikizinin yaşadıklarını ya da hepsinin sebep olduğu kaosu hatırlamamak için o günü düşünmemeye çalışmıştı. Artık rüyalarına zorla giren anıları dışında beynindeki o bölgeye kilit vurmaya çalışıyordu. O gün Neko'nun hayatını da kurtarmıştı. Neko'nun üzerine gelen adamı öldürmekten neden tereddüt ettiğini bir daha hiç düşünmemişti.
Teşekkürünü kabul edercesine başını eğdi. "Kim olsa yapardı. Yardım ettiğiniz için ben teşekkür ederim." Ne olursa olsun şu an ikizinin hayatta olmasından dolayı onlara borçluydu.
"İnan bana o belgeleri ele geçiremeseydik bile bu plana dahil olmayı düşünebilirdik." Neko'nun tatlı gülümsemesi Jayda'nın daha önce hiç görmediği bir samimiyet taşıyordu. "Muhtemelen sözünü tutmadığın için katılmazdık ama aklımız kalırdı."
"Yardım edebildiğime sevindim." Belgenin kime ait olduğunu bilmese de Neko'nun o anki neşesine yaşadığı şaşkınlığı dün gibi hatırlıyordu.
Oma ve Jayden'ın kendilerine seslenmeleriyle yüzlerini güvertede oturan gruba çevirdiler.
"Gerçekten kart oynamaya mı çağırıyorlar?"
"Muhteşem üçlümüz bile birbirinden sıkılmışsa geri kalan yolculuğumuz yorucu geçecek." Neko yanından kalkarken hala oturmaya devam eden Jayda'ya baktı. "Gelmiyor musun?"
"Sen git. Birazdan geliyorum."
Uzaklaşan Neko'nun aralarına katılmasıyla yeni dağıtmaya başladıkları desteyi yeniden karıştıran Oma'nın İlos'a yeni oyun kurallarını anlatmasını dinledi. Jayden'ın yüzündeki gülümsemeyle o da sırıtmıştı. Yüzünü denize döndüğünde yeniden tek düşünebildiği kaybettikleriydi. Tobin'di. Her mutluluklarında kendilerini üzen şeylere mi odaklanacaklardı? Bu suçluluk duygusundan hiç mi kurtulamayacaklardı? Yanındaki tabaktaki son elma dilimini de yedikten sonra derin bir nefes aldı. Ayağa kalkıp ikizinin yanına otururken sadece anın keyfini çıkarmaya çalışacaktı.
Birkaç saati öğlen yemeği yemek dışında hep güvertede kart oynayarak geçirmişlerdi. Çoğunlukla sussalar da arada mürettebatın elinde tuttuğu ekipmanlar hakkında ya da Doğu yakasına ne zaman varacaklarını konuşuyorlardı.
"Biliyor musun?" Jayden elindeki desteyi karıştırırken ikizine baktı. "Madenlerde Erben Keles ile tanıştım." Bu dediği yeni aklına gelmiş gibi heyecanla gülümsüyordu.
"O Erben Keles mi?" Jayda elinde toplamaya başladığı kartlarla ilgilenmeyi bırakmıştı.
"O Erben Keles."
"Erben Keles kim?" Oma sanki dilinin ucunda olan bir ismi hatırlamaya çalışıyor gibiydi.
"Şu şey değil mi?"
"Yazar olan."
"Köşe yazarı." Jayda ortada dolaşan soruları durdurmak için konuşmaya başladı. "Kraliyete karşı yazıyordu. Nasıl biri?" Son sorusunu yeniden ikizine yöneltmişti.
"İyiydi. Oldukça babacan ve tatlı bir adammış." Yüzündeki muzip gülümsemeyle devam etti. "Kusura bakma imza alamadım kağıt yoktu."
"Neler konuştunuz? Nasıl çalıştığından bahsetti mi?" Jayda Tustad'a, Yule'ye yaptıkları seyahatlerinde gazetelere yazı verdiği için diğer yazar ve karikatüristlerin yayımladığı içerikleri de incelemeye çalışıyordu. Özellikle Albis'lere karşı yazılar yazdığı için Erben Keles ekibiyle beraber üç yıllık bir hapis cezasına çarptırılmıştı.
"Hayır Jayda." Jayden ikizinin yaptığı gibi bir göz devirme hareketi yaptı. "Taş kırmakla meşguldük o sırada, röportaj yapmaya gitmedim sonuçta."
"Gıcıksın." Eline aldığı kartlara bakarken bu oyunda ikizini yenmeye ant içti.
―
Hava artık daha da kararmaya başladığında mürettebatın ipleri düzenleyip yelkenleri şiddetlenecek rüzgara göre ayarlamaları hızlanmıştı. Çoktan kartlarını kaldırmış gemideki işlere yardım etmeye çalışıyorlardı. Elindeki dürbünü yeniden alıp sislerle perdelenmiş denize bakan Eris Talay dümenciye bir şeyler söyledikten sonra güverteye indi.
"Fırtına geliyor."
O an yanında yalnızca Jayda bulunduğu için bir tek o duymuş olsa da yavaş yavaş grileşen gökyüzüne kim baksa yolculuklarının ilerleyen kısmının zor geçeceğini anlayabilirdi. Eris Talay güverte görevlilerinden birinden depodaki silahları getirmesini isteyene kadar yalnızca hava koşullarından kaynaklı bir önlem aldıklarını düşünmüşlerdi.
"Kraliyet askerleri mi?" Eris'in içindeki kötü his her neyse Jayda'yı da tetikte beklemeye itmişti.
"Sanmıyorum." Mavi gözlerini ufka diken Eris sanki her an sislerin arasından biri fırlayacakmış gibi davranıyordu. "Askerler havayla oynayamaz."
"Büyüye erişebilen birileri olduğunu düşünüyorsun?"
"Düşünmüyorum. Biliyorum." Eris kemerinden sarkan silahı tutuyordu. "Bu tarz fırtınalar doğal değil."
Şimdi yanlarına gelen birkaç kişi de merakla çevrelerine bakıyordu. "Moiy'Hait'ler mi?"
Eski dilde Moiy'Hait'ler olarak anılan Ölüm Getirenler güçleri olan ve çoğunlukla savaşçı kadınlardan oluşan gezgin bir koloniydi. Hem denizde hem de karada avlanan topluluk kısa sürede Assulon'da nam salmıştı ve saf kanın korunması gerektiğine yönelik düşüncelerini gaddar yollarla avlanarak yaymaya çalışıyorlardı. Öyle ki su halkı gibi melez ırkları bile düşmanları sayıyorlardı.
"Muhtemelen sadece korsan gemisidir." Eris dikkatle diktiği gözlerini bir an olsun denizden ayırmıyordu.
"Şimdi bu dediğin içimi rahatlatmalı mı?"
"Hayır. Korsan gemilerinde de kaynakla iletişime geçenler var artık." Eris eliyle direklere bağlı yelkenleri sallayan esintiyi hissetmeye çalışıyordu. "Umalım da bu sefer karşılaşmayalım."
"Bizde de böyle biri var mı?" Jayden eline aldığı kılıçla çevresini izlerken diğerleri de depodan çıkartılanlar arasında en rahat kullanabilecekleri silahları sıkıca tutmuşlardı. "Suyla iletişime geçebilen?"
"Onlardakiler kadar iyi olanı yok."
Korsan gemilerinin farklı kaynaklarla ve maddelerle iletişime geçebilenlerden bir mürettebat oluşturduğunu duysa da bu gemilerin belli rotalarda ilerledikleri de bilinirdi. Şimdi neden karşılarına çıkacaklardı? Eğer gelenler onlarsa.
Eris fısıltıyla devam etti. "Eğer silahın suysa denizde olmak en mantıklısı olmalı."
Bir süre sadece sislerin içine bakarak geçti. Hava yaklaşan akşamla birlikte kararmaya başlamıştı. Konumlarını belli etmemek için hiçbir ışık yakmadan doğal ışıkla etraflarını görmeye çalışıyorlardı. İleriden gelen fırtına bulutları mavi gökyüzüne koyu gri bir renk katarak yaklaştıkça bu ışık da yavaş yavaş yetersiz kalmaya başladı. İlk darbe burun tarafından geldi.
Ahşap gövde bu darbeye dayansa da peşinden gelen birkaç sarsıntıyla birlikte belli yerlerden gelen çatırtılar belirgin bir şekilde duyulmuştu. Yere devrilen mürettebatlar geminin ortasına doğru gelen bir başka darbeyle kenara saçıldı. Yarı çöken zemin bir sonraki darbenin ne olduğunu ortaya çıkardı. Kocaman bir su topu üzerlerine uçarken hepsi kendisini farklı yöne atmıştı. Jayda ayağa kalmaya çalıştı. Dansçıya taktığı okla sağlam zeminde koşarken Jayden'ı arıyordu. Arkasında yükselen saydam yılanların ağızlarından damlattığı sularla üstüne atlamasıyla kendisini kenara fırlattı. Sudan oluşan yılanlar ahşap güvertede şiddetle patlarken çevresine sular sıçratmıştı. Artık daha da kararan gökyüzünde beliren şimşeklerin peşinden işitilen gök gürültüleri Doris'in yelkenlilerinden birine fırlayan bir başka su topunun patlama sesine katıldı. Bir başka geminin kendilerine yaklaştığını gördüğünde hızla ayağa kalksa da Doris'e savrulan iplerden güverteye inen korsanlar çoktan aradaki mesafeyi kapamıştı. İlk okuyla havada uçan adamı vurduğunda bir başka su yılanı oluşumu üstüne düşen ağırlıkla yok olmuştu. Bir diğer okuyla ikizinin olduğunu düşündüğü tarafa inen adamı vurdu. Adam göğsündeki minik okla yere savrulurken güverteye çoktan inmiş olan iki korsan Jayda'ya doğru atıldı. Bileğini indirerek koşmaya başlayan Jayda hızla eline aldığı baltayı adama salladı. Geminin diğer tarafından işittiği metalik sesler güverteye atlayan korsanların sayısının giderek arttığının habercisiydi. Artık sürekli sarsılan zeminin üstünü de kaplamaya başlamış sis arada öte taraftakilerin görünebileceği şekilde uçuşuyordu. Kendisine doğru savrulan kılıç darbelerinden kaçarken bir yandan da kamarasına ulaşmaya çalışıyordu. Rube'nin kendisine verdiği büyük okla daha etkili dövüşebilirdi. Doris'e fırlayan su topları arada kesiliyor ve ardından gelen silah sesleriyle karanlıklaşan havada ufak kıvılcımlar görünüyordu. Ateşli silahlardan fırlayan mermilerden kaçmak için sandıkların arkasından eğilerek giden Jayda hızla çevresine bakınsa da ortalıkta geride bıraktığı korsanlardan başka kimseyi görememişti. Bu sefer büyük bir patlama sesiyle güverteye devrilen direk ahşap kenarlıkların bir kısmını da yanında götürerek denize kaydı. Geminin belli yerlerinden başlayan yangınlar her patlama sesiyle şiddetleniyordu. Mutfağa giden merdivenlerden tüten dumanlar sisli güverteyi daha da karartıyor olsa da geminin yanan yerlerindeki alevler bu karartıyı bölerek yayılmaya devam etti. Siyah gökyüzünde çakan şimşekler şiddetle çevrelerindeki denize düşerken tek duyabildiği ufak bağırışlar ve kılıç sesleriydi. Ateş ve su iç içe geçmişti. Bir başka su topunun üstünden geçmesiyle eğilen Jayda yakınına düşen yıldırımın sağır edici sesinden etkilenmemek için kulaklarını kapadı. Görüş alanına giren korsanlar da sarsılan gemide ilerleyebilmek için kendisi gibi yere çökerek hareket ediyordu. Dansçıyla nişan aldığı adam yere devrilirken zemin bir kez daha sarsılmıştı. Kamaraya az kaldı.Önüne çıkan adam vahşice üzerine atıldığında belindeki bıçakla kendisini savunan Jayda adamın göğsünü ıslatan kanla yere yığılmasını izledi. Eğilmeye devam ederek yerde baygın yatan ya da ölmüş korsan ve Doris'in mürettebatlarının arasından geçerken dengesini korumak için ayakta kalan demirlere tutunmaya devam ediyordu. İkiziyle ortak kullandıkları kamaraya indiğinde oklarla dolu çantasını sırtına takıp yayını tutarak yeniden dışarıya yöneldi. Kamaralara inmek yalnızca onun aklına gelmemişti. Kendisine yaklaşan iki korsan ellerinde tuttuğu kanla kaplı kısa saplı baltalarla merdivenlere ilerliyordu. Hızla nişan alarak ilk korsanı yere devirdiğinde diğeri çığlıklar atarak kendisine doğru koşmaya başladı. Sarsılmaya devam eden gemide ikisi de ayakta zor durarak birbirlerine yaklaşırken ikinci korsan da su fokurdamalarını bölen bir silah sesiyle yere yığılmıştı. Sislerin arasında geminin öte tarafından kendisine bakan ikizini gördüğünde rahatlamıştı. Yüzünde birkaç kesik olsa da dinç görünüyordu. Elindeki silahı indirerek güvertede ilerlerken sarsılan geminin üstüne gelen su toplarından kurtulmak için eğiliyorlardı. Jayda da yayını omzuna takarak iki eliyle dengede kalmaya çalıştı. Fırtınanın arasından sisleri aşan alevler için için yanıyordu. Jayden kendisine doğru gelen korsanlardan kurtularak Jayda'ya koşmaya devam etti. Gri gökten denize düşen yıldırımlar öfkeyle savaşıyordu. Artık etrafta ne korsanlar ne de Doris'in mürettebatı vardı. Neko, İlos, Oma. Hiçbirinin nerede olduğunu bilmiyordu. Parçalanmaya devam eden gemide duyabildiği tek ses dalgaların böldüğü rüzgarın agresif ıslıklarıydı. Birbirlerine koşarken yer bir kez daha yarılır gibi oldu. İkisi de önleri sisle kapanırken etraflarında bulabildikleri en sağlam şeye tutunmuştu. Jayda uzaktan gelen sese kafasını çevirdiğinde son duyduğu şey yarılan gökyüzünü parçalayan yıldırımların arasından "Gemiyi terk edin!" bağırışıydı. Eris miydi bu? Kıvılcımlar saçan alevlerle aydınlanan güvertede kendilerine doğru gelen dalgadan korunmaya çalışan kaptan yanındaki birkaç gölgeyle birlikte haykırmaya devam etti. "Gemiyi terk edin!" Bize mi dedi yoksa işgalci korsanlara mı? İki türlü de geminin ahşap zemininin altından kaydığını hissettiği an hepsi kendisini denizde bulmuş olmalıydı. Jayda kardeşinin düştüğünü görmemişti. Hala gemide olabilir. Soğuk su kıyafetlerine işlerken ağırlaşan ceketinin kendisini suyun dibine çekmesine izin verdi. Hala gemide olabilirler. Eğer ortada bir gemi kaldıysa.
İLK KİTABIN SONU