32
Sakinleşmiş dalgaların üzerinde kırılan güneş ışıklarının parıltılı görüntüsü Kristal Deniz'in uçsuz bucaksız maviliğinin üstüne rengarenk simler serpilmiş gibi gösteriyordu. Günlerdir önünde uzanan denizi izleyen Jayda güvertede yürüyen ikizine baktı. İrdum'dan hızlıca kaçtıkları gün biraz sarsıntılı geçse de doğu yakasına yaklaştıkları her dakika gemideki herkes daha rahatlamış görünmeye başlamıştı. Eris bile hafif sağa çevirdiği dümenin başında İlos ile konuşurken mutluydu. Dört yanını saran koyu mavi deniz gökyüzüyle birleşiyordu. Jayda ilk kara parçasını ne zaman göreceğini merak ederek karşıya baktı. Her zaman görmek istediği yerlerden biri olan doğu yakasına ne zaman ulaşacaklarını bilmek istiyordu. Orada uzun kalmayacak olsalar bile.
Doris'e, kaptan olan Eris Talay gemisine bu adı takmıştı, binip fırtınalı havanın yarattığı sarsıntılı yolculuk nihayet bittiğinde doğuya vardıklarında ne yapacaklarını anlatmıştı. Neko ve Oma, Rube ile yaptıkları anlaşma doğrultusunda orada kalacaklar; İlos, Jayden ve Jayda'da limana vardıkları gibi kuzeye gidecek bir başka gemiye bineceklerdi. Kısa da olsa göreceğim.
Jayden kurtulmuştu ve yavaş yavaş iyileşiyordu. Yine bir aradaydılar. Ama Jayda gezilerinin bu şekilde olacağını asla düşünemezdi. Geride çok şey bıraktık. Suçluluk duygusuyla gözlerini gemi direğine yaslanmış aralarında konuşan Neko ve Oma'ya kaydırdı. Hayatında hiç gemiye binmemiş ikizlere kıyasla denizde oldukça iyi iş çıkarıyorlardı. Öte yandan İlos ve Jayden aynı Jayda gibi ilk günü ufak odalarında yediklerini çıkarmamaya çalışarak geçirmişti. Temiz hava almak iyileşmelerinde işe yarasa da mideleri doluyken hala diğerleri gibi davranmakta zorlanıyorlardı. Bir yandan mutlu olsa da her güldüğünde kendisini suçlu da hissediyordu. Yeni yerler gördüğü için hatta sadece ahşap bir gemide seyahat ettiği için mutlu mu olmalıydı yoksa olayları başlatan şeylere sinirli mi? Tobin'i düşünüyordu. Kucağında son nefesini verişini. Jayden'ın kalbinin duruşunu. Aynı şeyin onun da başına gelmesinden çok korkmuştu. Havada gemiyle birlikte süzülen kuşların tatlı cıvıltılarını dinledi. Gözlerini kapadığında yüzüne çarpan tatlı rüzgarın derisinde bıraktığı nemi hissetmeye çalıştı. Vücudundaki serinlik yazın Aspan'da görmedikleri kadar farklı geliyordu. Ahşap geminin yüzeyine çarpan dalgalar sanki binlerce kağıt aynı anda yırtılıyormuş gibi bir ses çıkarıyordu. Gemi mutfağında hazırlanmaya başlanmış yemekleri taşıyan mürettebatın sakin ayak sesleri ikizinin yere hızla vurduğu botlarından çıkan takırtılarla uyumsuz bir ritim tutturmuştu. Jayden, Tobin'i öğrendiğinden beri kendinde değildi. Normal konuşuyor, gülümsüyor hatta arada espri bile yapıyordu ama Jayda kardeşinin zihnini bir şeylerin yiyip bitirdiğinden emindi. Hapishanede neler yaşadıklarından hiç konuşmamışlardı. İlos da anlatmaya çekinir bir tavır takınınca Jayda üstelememeye karar verse de Jayden'ın yaralarını temizlerken görebildiği kadarıyla zamanı sadece madende çalışarak geçmemişti. Kalbinin derinliklerinde hissettiği üzüntüyü ilerleyen gemiyle kenara açılan denize bırakmaya çalıştı. Şu an güçlü mü olmalıydı? Kuzeye, kamplarına döndüklerinde eski yaşamlarına geri mi döneceklerdi? Dönebilecekler miydi? Ya da dönmeleri gerekiyor muydu? Jayda neyi ne şekilde yaşamalıydı? Liderliğini yapmaları gereken bir toplulukları varken onlar doğuya gidiyorlardı ve Jayda bu konuda hissettiği merak duygusunu, mutluluğunu bastıramıyordu. İstediği şeyleri bu şekilde yaşamış olmalarına üzgündü. İstediği şeyin bu olmasına kırgındı. Bazen bulunduğu yerde huzurlu olmasına sevinirken bazen aynı yeri terk etmek istemesine şaşkındı. Ne istediğimi bilmiyorum sanırım.
O akşam yemekte taze avladıkları balıkların parçalanarak katıldığı sıcak bir mısır çorbası ve İlos'un mutfaktaki aşçılarla, ellerindeki malzemeler neyse, yaptığı ekmekten yediler. Gemideki çoğu görevlinin de katıldığı kalabalık bir sofraydı. Kaptan da aralarına teşrif ettiğinde karanlık denizde ilerlemeye devam ediyorlardı.
"Doğuya vardığımızda hiç mi gezme şansımız yok?"
İlos hepsine bakarak sorsa da sorusunun esas muhattabı Eris'ti. Hapishaneden kaçtıkları için aranıyor olduklarından Eris risk almak istememiş olsa da konuşmanın bir kısmında ağzından doğuda belli yerler dışında muhtemelen tanınmıyor olduklarını kaçırmıştı.
"Sadece bir gün bile sahil kasabalarında kalabiliriz bence." Jayden da İlos'u destekler bir ifade takınarak Eris'e baktı.
"Biz de hemen işimizi yapmaya başlamadan gezmiş oluruz." Yapacakları işin ne olduğunu kimseye söylemedikleri için Oma fısıldar gibi konuşsa da sesi hevesli çıkmıştı.
İlos, Jayden ve Oma, Jayda'nın ve hatta Neko'nun beklemeyeceği bir arkadaş grubu oluşturmuşlardı. Öğlen güneşinin kavurucu sıcağı geçtiğinde güvertede kart oynamaya çıkıyor ya da akşam yemeklerinden önce mutfağa çekilen İlos'a yardıma iniyorlardı. Jayda bir gün geminin güvertesinin az kullanılan alanında Jayden'ın, İlos ve Oma'ya komutlar vererek aralarındaki dövüş antrenmanlarını izlediğini bile görmüştü.
"Yapacağımız şeyin acelesi var Oma." Neko'nun ciddi yorumu ağzına çorbaya bandığı ekmek lokmasını atmasıyla kesildi. "Güzel olurdu ama vaktimiz yok."
Jayda da ne kadar doğuda vakit geçirmeyi tercih etse de Neko'ya katılıyordu. Vakitleri yoktu. "Bizim de kampa dönmemiz lazım." Verna bu son haberleri duymasıyla birlikte çıldırmış olmalıydı.
"Bir günden bir şey olmaz." Oma sitemkar bakışlarını Neko'ya yöneltmişti.
Bir günden çok şey olurdu.
Jayda kardeşinin yavru kedi gibi şaşılaştırdığı gözlerini kendisine diktiğini fark etti. "Bizim gemiye bindiğimizi biliyorlar." Orada olduklarını bir kişi bile ağzından kaçırdıysa ilk kaçış yollarının gemi olduğunu tahmin etmiş olmalılardı. Kraliyetin görevlendirdiği askerlerin o fırtınada hayatta kalmış olma ihtimallerine karşı peşlerinden birini yollama olasılıkları çok fazlaydı. "Fırtına birkaç gün kazandırmış olsa da doğuya gittiğimizde oraya haber uçmadan geri dönmeliyiz."
"Bu sefer kuzeye giderken yakalanırsak?" Jayden'ın sorusu masada bir sessizlik yarattı. Sadece oldukça fazla kullanılmaktan üstüne izler oluşmuş tabaklara çarpan kaşık sesleri duyuluyordu. "Sonuçta eğer direkt oraya giden bir gemiye binmediğimizi anlamışlarsa bizi orada beklerler."
"Peki eğer doğuya gittiğimizi biliyorlarsa bizi orada da beklemeyecekler mi? Ne kadar hızlı ilerlersek askerlerden önce kuzeye ulaşmamız o kadar kolay olur."
"Arada adalar yok mu?" İlos kafasında haritayı hatırlamaya çalışır gibiydi. "Oralarda durup farklı bir gemiye binmediğimizi nereden bilecekler?"
"Adalarda gemi değiştirseniz bile izlemeniz gereken rotalar sürekli değişiyor." Eris de konuşmaya katıldığında tabağının dibini sıyırmayı yeni bitirmişti. "Her halükarda yolda birileriyle karşılaşabilirsiniz."
"Biz aranmıyoruz ama bunu değiştirmek istemiyorum sanırım." Neko mahçup gözlerle yanındaki Jayda'ya baktı. "Alınma ama bu gemide birlikte geçirdiğimiz her dakika risk de artıyor." Jayda yalnızca omuz silkmekle yetindi. "Onlar kuzeye gideceği için ilk gemiye binmek için limana yakın bir yerde kalmaları gerekecek. Ama askerler de tüm dikkatini oraya verecek."
"Eğer birlikte kalırsak sizi de yakarız." Neko haklıydı. Jayda da karşısındaki kim olursa olsun böyle davranırdı.
"Dediğim gibi eğer iç kentlere, Smor'a gidebilseydik zevkle." Neko dudaklarını büzerek devam etti. "Ama bu çok riskli."
"Yine de kuzeye gelmek isterseniz," Jayden haklı olduklarını bildiği için asık bir surat takınarak lokmaladığı ekmeği ağzına attı. "Birkaç tanıdık ismi söyleyebiliriz." Eliyle ağzını kapatarak sadece Oma ve Neko'ya eğilmişti. "Nerede olduğumuzu bilen."
Jayda istemeden de olsa gözlerini devirdi. Kart oyunları sırasında birbirlerini ne kadar tanımışlardı bilmiyordu ama en azından kendisi Neko ile kamp yerini söyleyecek kadar samimi olmamıştı. Yalnızca artık birbirlerini öldürecek gibi bakmıyorlardı o kadar. Niyetinden emin olana kadar İlos'un bile onlara katılması konusunda tamamen emin olamamıştı.
Gemide gözcü olarak görev alan adam yemek yedikleri alana inip Eris'in kulağına bir şeyler fısıldayınca sofrada bir sessizlik oldu. Eris konuşurken sofradan çıkan çatal kaşık sesleri bile kesilmişti.
"Rüzgarın yönü değişene kadar rotamızı değiştirmeyin."
Gözcü kendisine denileni onaylayarak uzaklaştığında yaptığı kafa hareketiyle sofrada kendileriyle oturan mürettebatın bir kısmı da kalkarak ona katıldı.
"Neler oluyor?" Jayda normalde de sessiz olan Eris'in belli belirsiz çattığı kalın kaşlarını inceledi. "Ters giden bir şey mi var?"
"Hayır yok." Hızlı ve net bir cevap vermişti. "Yalnızca geceleri bu bölgeler daha tehlikeli olur."
"Ne gibi bir tehlike?" Neko da meraklı görünüyordu. Hepsinin en son istediği şey bir kez daha savaşmaktı. En azından bir süre dinlenmek istiyorum.
"Yakında anlarsınız." Eris son ekmeği de yedikten sonra boynundaki kumaş peçeteyle ağzını sildi. "Sadece suya düşmeyin yeter." O da kalktığında masada sadece beşi kalmıştı.
"Bu ne gizem!" Hepsi Jayden'ın dediklerine katılırcasına başlarını salladıklarında denizin usul dalgalarına katılan bir başka ses daha duydular.
"Herkes duydu mu?"
Hızla ayağa kalkıp güverteye çıktıklarında karanlık suya dikkatle bakıyorlardı. Dümencinin yanındaki Eris zaten bunu bekliyor gibi bir edayla yanlarına geldi.
"Farklı bir gemi mi?" Duydukları gemi kadar büyük bir araçtan çıkabilecek bir ses değildi.
Doris akıntıyla birlikte ilerlediği için yavaş ve sessiz hareket ediyordu. Önlerindeki siyah sudan yansıyan ay ışığı önüne gelen bulutlarla arada yok olsa da denizin yüzeyindeki su sıçrama sesleri giderek ayırt edilir hale gelmişti. Balık sürüsü olabilir miydi bu? Bazı balıkların suyun üstüne çıkıp sıçrayarak ilerlediklerini duymuştu. Hiçbiri denizdeki her neyse dikkatini çekmek istemiyor gibiydi. Merak etseler bile kimse soru sormaya yeltenmemişti. Eris keyifle onları izlerken zaten soru sorsalar da cevap alamayacaklarını anladı.
Gemiye daha yakın bir su sıçraması daha duyunca istemeden de olsa öne eğilmişlerdi. Yunus gibi belki de daha büyük bir balık onlarla aynı yöne yüzüp bir süre sonra hızla kaybolmuştu. Bir başka kanadımsı bir yüzgeç dalgaların arasından kendisini gösterdiğinde Jayda heyecanla açılmış gözlerini Eris'e kaydırdı.
"Yoksa bunlar?"
"Deniz kızı." Eris kavuşturduğu kollarını açıp hala eğilerek suya bakan İlos ve Neko'ya yaklaştı. "Zararsız olanlardan ama."
"Kötüler de mi var?" Kafasını kaldıran İlos hala bir eliyle yakınlarındaki direği tutuyordu.
"Belli bölgelerde." Eris daha önceden kötü dediği deniz kızlarıyla karşılaşmış gibi görünüyordu. "Ama adalara yakın yerlerde yüzmezler."
"Ne yapıyorlar?" Oma'nın sorusuyla hepsi Eris'e yaklaştı. "Yani kötü olanlar?"
Eris gemilere zarar veren kümelerin etrafındakileri nasıl parçalayabildiklerinden bahsederken Jayda da denize bakmaya devam ediyordu. Masal kitaplarında bu türün çizimlerini gördüğünü hatırlasa da yüzgeçleri dışında hayal ettiği görünüşe sahip değillerdi. Gerçi Jayden'ın söylediği kadarıyla İlos da bir orman perisiydi ama kitaplarda yazılana benzer boynuzları ya da kuyruğu yoktu. Suyun içinden yüzeye yaklaşan uzun balığa baktı. Bazı kitaplarda deniz kızlarının yarı şekil değiştiren olduklarını okumuştu. Bu yüzden avcılar tarafından avlanılan bir türdü. Ve muhtemelen bu yüzden bazı kümeler insanlara ya da kendilerinden olmayanlara savaş açmıştı. Neko'da bir şekil değiştiren. Yetenekleri farklı olsa da bir haftada belki dünyadaki en keşfedilememiş bir türle aynı yerde olmak garip bir histi. Eris'in sıkıntıyla boynundaki gümüş kolyeyle oynamasını izledi. Üzerindeki kule işlemesi Jayda'nın Cam Kule'yi, kuzeyi hatırlamasına sebep oldu. Kolyesindeki yontma gerçekten de masal kitaplarındaki Cam Kule çizimlerine benziyordu.
"O Cam Kule mi?" Jayda sorusunu sesli dile getirmeyi planlamasa da Eris'e yöneltilen soru yağmurunu durdurmayı başarmıştı. Karşılığında aldığı şaşkın bakışlar ise Talay'ın çaresiz bir nefes verişiyle Jayda'ya çevrildi.
"Sen de mi kuzeydensin?" Jayden şaşkın ifadesiyle daha önce incelemediği kolyeyi incelemeye çalıştı.
"Hayır. İrdum'da doğdum." Eris'in ifadesi anlaması zor bir biçim almıştı. Ne dediklerinden emin ne de aklı karışık görünüyordu. "Annemindi."
Gemicilerden biri çağırdığında uzaklaşıyor olmaktan memnun bir şekilde yanlarından ayrıldı.