3
Tobin, Jayden ile çıkacağı yolculukta götüreceği çantayı önceki geceden hazırlamıştı. Fazla uzun süreli bir seyahat olmayacağı için bir haftaya yetecek kadar yedek kıyafet, atı ve kendisi için yolluk yemek dışında çantasında boşluklar bırakmaya karar vermişti. Yule’ye gittiklerinde kendisine hakim olamayıp birkaç silah ya da antika eşya alabileceğini düşünüyordu. Yule’ye gitme fikri Jayden’dan çıkmıştı ve Tobin kendisine yol arkadaşı olup olamayacağı sorulduğu an bu teklifi kabul etmişti. Kamp yaşantısını ne kadar sevmeye başlasa da şehirden gelen biri için orman fazla sakin ve sessiz geliyordu. Gerçi yaşadığı boşluk duygusu KarKıranlar liderlerinin kendisine güvenerek daha fazla görev vermesiyle az da olsa azalmıştı ve Tobin bunun için minnettardı. Hem gün içinde farklı işlerle uğraşabildiği için hem de ikizlerin gözünde Verna gibi daha samimi bir arkadaş gibi görünebildiği için. Özellikle Jayda’nın.
Ventios’dan buraya ilk geldiğinde topluluğa kabul edilmemekten veya edilse bile barınamayıp, o hayata uyum sağlayamamaktan çok korkmuştu. Ama lanet olsun ki kentteki yaşam zorluğu ve her gün yeni şiddet haberleri orada barınmasını da imkansız hale getirmişti. KarKıranlar ise kendisini sıcak karşılamış ve kısa zamanda kabul etmişlerdi. Bunda silah kullanma yeteneğinin payı büyüktü şüphesiz. Jayden onu bir arkadaş olarak da seviyordu muhtemelen ama Jayda için yalnızca silah kullanma yeteneği olduğu ve kardeşi tarafından da sevildiği için mi kabul edildiğini düşünmeden duramıyordu. Yine de dört yıldır iki Sorin’le de arasında belli bir güven ilişkisi kurulmuştu.
Montunu daha kalın bir kaban ile değiştirip çantasını aldıktan sonra çadırından ahırların oraya gitmek için çıktığında soğuk esintinin yüzüne çarpması uykusunu açmasına yardımcı olsa da boynundaki atkıyı daha sıkı dolamasına sebep oldu. Ilık bir iklimden gelen biri için Aspan gerçekten zorlayıcı oluyordu ve Tobin dört senedir bu üşüme halinden bir türlü kurtulamamıştı. Yaklaşan kışı düşünerek kendisini rahatlatmaktan başka çaresi yoktu. Hava çok daha soğuk olacak, bu halinin kıymetini bil. Hep elindekiyle yetinmek. Daha fazlasını istememek ve sana verilenle yaşamayı öğrenmek. Bu alıştıkları veya alıştırıldıkları düzene başkaldırma ihtimallerini azaltmak için uydurulmuş bir şeydi Tobin’e göre. Şükretmekle yetinmek farklı şeylerdi ve Ventios’da balık sürüsü gibi dolaşan, bugün öldürülmedikleri ya da tacize uğramadıkları için kendilerini şanslı sayıp evlerine dönen, bu sırada da öldürülen insanlar için yalnızca bir Vah çekip hayatlarına kaldıkları yerden devam eden insanlar için artık sempati beslememesi veya acımaması gerektiğine karar vermişti. KarKıranlar’a geldiğinde farklı görüşlerde haklarını savunmaları gerektiğini savunan insanları gördüğünde çok mutlu olmuştu. En azından biriyle görüşünüzü paylaştığınızda bir tepki alıyor ve hararetli bir sohbete dalabiliyordunuz. Jayda ile bu tarz sohbetleri fazla etmemişti ama Jayden ile oldukça uzun süren ve bazen tüm gece uyumalarını bile engelleyen konuşmalar yapmışlardı. Tobin başkentte yaşadığı süre boyunca birçok insan ve görüş görmüştü. Bunların neredeyse hiçbiri ikizlerin bakış açısına paralel değildi. Belki bazıları sessiz kalmayı tercih ediyor olabilirdi tabii ki ama çoğu fakir ve pislik içinde yaşamaktan gayet memnun görünüyordu. KarKıranlar kentten izole kaldıkları için herkesin özgürleşmek istediğine inanıyordu fakat durum hiç de böyle değildi. Jayden aralarında geçen konuşmalarda Tobin’e fazla karşı çıkmasa bile tamamen aynı fikirde olmadığını dile getirirdi.
“Ah hadi ama dostum, önlerine özgürlük şansı konulmadığı için de böyle davranıyor olabilirler.”
Tobin bunun doğru olmadığını biliyordu.
Jayden deri sırt çantasını alarak çadırından çıkmış ve Tobin ile buluşacakları ahırın önüne doğru ilerlemişti. Beklerken kendi atına eyerini giydirmiş, yolculukları için yeterli miktarda yemek alıp almadığını kontrol etmişti. Bu yolculuğa çıktıkları için heyecanlıydı. Döndüklerinde yapacağı sürpriz için daha da fazla. Bunu yalnız başına değil de dostuyla yapacağı için mutlu hissediyordu. Tobin de aynı heyecanı kendisiyle paylaşıyor olmalı ki boynuna doladığı atkısının arasından belli olan güler yüzü kendisine yaklaştıkça daha da seçilir hale gelmişti.
“Tekrar merhaba!”
“Merhaba dostum.”
Jayden Tobin’e kesinlikle odaklanamıyordu. Boynunu sanki kendisini boğmaya çalışıyormuşçasına sıkı saran atkısı dikkatini dağıtıyordu.
“Şu boynundaki atkıyı gevşetsen mi acaba kafan her an boynundaki baskıdan ayrılacakmış gibi duruyor.”
“Ha ha ha gerçekten çok komik.”
Tobin bu havada bu kadar üşüyorsa kışı nasıl geçirecekti kim bilir. Önceki kışları hep çadırında battaniye altında geçirmeyi dileyerek geçirmişti.
“Her şey tamam mı?”
Tobin bunu sorarken elindeki çantasını kenara koyup kendi atını hazırlamak üzere ilerlemişti. Çantasının içe doğru çöken astarından Jayden Yule’yi ziyaretlerinde Tobin’in de eli boş dönmeyi planlamadığını anladı.
“Umarım alacaklarını benim altınlarımla almayı planlamıyorsundur.”
Tobin ukala sayılabilecek bir sırıtışla karşılık verdi.
“Henüz karar veremedim. Ne kadarını ödeyebilirsin?”
“Hiç biri kadarını tabii ki! Ne kadar süredir para biriktiriyorum haberin var mı?”
“Elbette var son beş aydır tek konuştuğun şey bu.”
Gerçekten de öyleydi. Yule’ye gitme sebeplerini yalnızca Tobin’e söylemişti ve parasının hedeflediği miktara ulaştığını fark ettiği an bu yolculuğa çıkmak üzere hazırlıklara başlamışlardı.
Tobin de atını hazırladıktan sonra çantasını yeniden sırtına geçirdi ve bir eline aldığı, atının boynuna bağlı olan ip ile Jayden’ın yanında ilerlemeye başladı. Kamp alanı boyunca bir süre yürüdükten sonra Jayda’nın arkasından dört kişiyle birlikte toplantı çadırından çıktığını gördüler. Hava biraz daha aydınlanmış ve az da olsa ısınmıştı. Jayda üzerindeki koyu maviye çalan gömleğinin kollarını sıvamıştı. İçeride hararetli bir saldırı planı konuşmanın verdiği heyecanla pembeleşen yanakları koyu tenli yüzüne düşen birkaç saç telinin arasından görülebiliyordu. Kendilerine doğru gelen ikiliyi gördüğünde o yöne doğru seğirtti.
“Şimdi mi çıkıyorsunuz?”
Kendilerine yaklaşırken, soruyu Jayden’ın deri sırt çantasına bakarak sormuştu. “Meldoc’un adamları geldikten sonra çıkarsınız sanmıştım.”
Tobin Jayda’nın sesinde merakla karışık hayal kırıklığı sezdi. Jayden’ın anlattığı ve kendisinin şahit olduğu kadarıyla kardeşi çok meraklı biriydi fakat Tobin hayal kırıklığını pek konduramamıştı. Belki bana öyle geldi.
Jayden atının boynuna geçirdiği ipi elinde çevirdi.
“Öğlene kadar bekleyemeyiz. Ne kadar erken o kadar iyi.”
“Peki, siz nasıl karar verdiyseniz.”
“Toplantı nasıl geçti?”
Tobin Jayden’ın kardeşine yönelttiği soruya verilen cevabı dinlerken düşünmeden edemedi. Jayden ve Jayda aralarında hep bir buz kalıbı varmış gibi mesafeli konuşuyorlardı. Tobin bu mesafenin Jayden’dan kaynaklı olduğunu düşünmüyordu, genelde çevresini umursamadan sıcak davranan kişi Jayden olurdu. Acaba yalnızca ikisi varken de böyleler miydi? Tobin ikizlerin çevreye daha ağırbaşlı görünmek istedikleri için de ciddi konuşuyor olabileceklerine inanıyordu. Ciddi ve ünlü bir topluluğun liderleriydiler ve zaten yaşlarının küçük olmasından dolayı oldukça hafife alınıyorlardı. Gerçi hafife alınmak düşmanlarının da gardlarını düşürmelerine sebep olmuştu, en azından liderliklerinin ilk yıllarında. Fakat yaptıklarını ve yapabileceklerini gören Kraliyet çok daha dikkatli davranmaya başlamıştı.
Verna da kendilerini uzaktan görüp konuşmaya katıldığında Tobin düşüncelerinden sıyrıldı. Liderlerini geçirmek isteyen kamp sakinleri de yavaş yavaş çevrelerinde çember kurmaya başlamışlardı. En azından uyanık olanlar, saat hala erkendi. Jayden vedalaşırken Verna’yı havaya kaldırınca Verna’dan hafif bir kahkaha yükseldi. Jayda kafasını aşağı eğerek kendisine bakınca Tobin de benzer bir hareket yapıp gülümsedi. Sabah konuşurlarkenki samimiyet şimdi yerini daha ciddi bir hale bırakmıştı, Jayda daha düşünceli görünüyordu. Jayden kız arkadaşını yere indirdikten sonra ikizine döndü ve gülücükler saçarak iki kolunu Jayda’ya dolamak üzere yaklaşmaya başladı. Jayda çevresine kaçamak bir bakış attıktan sonra engel olmak istercesine kolunu kaldırsa bile kendisinden daha iri cüsseli Jayden çoktan onu sarmalamıştı. Jayda kolları iki yana sıkıştırılmış şekilde kaldığında yalnızca bir şeyler mırıldanabildi.
“Kendinize dikkat edin.”
“Ederiz kardeşim. Merak etme, onlar bizden korkmalı unutma.”
Jayden’ın göz kırpışına göz devirerek karşılık veren Jayda bakışlarını Tobin’e çevirdi.
“Lütfen saçma bir şey yapmasına engel ol.”
Tobin Jayden’ın kendisine emanet edilmesine alışıktı ama bu sefer daha farklı hissetmişti.
“Merak etme, arkasını kollarım.”
Jayden muzip bir sırıtışla onaylarcasına kafa sallayan ikizine baktıktan sonra Verna’nın yanağına bir öpücük daha kondurdu. Tobin Verna’nın suratındaki endişenin az da olsa azaldığını görünce gülümsemeden edemedi.
“Görüşüz güzellik. Gittiğimizi anlamayacaksınız bile.”
Jayden yola koyulmak adına arkasını dönüp ilerlemeye başlamadan önce bakışlarını sevgilisinden ikizine çevirdi. “Pusunuzda başarılar.”
Tobin reverans yaptıktan sonra atıyla ilerlemeye başladı ve çevrelerinde toplanan insanları selamlayan Jayden’ı takip etmek üzere yürürken atını tuttuğu ipi sıktı. Yanlarından uzaklaşmadan önce hafifçe başını eğerken gözlerini Verna’dan Jayda’ya kaydırdı. Gözleriyle bir anlığına da olsa iletişim kurmuşlardı. Merak etme, kardeşine bir şey olmayacak.Tobin uzaklaşırken sırtındaki gözleri hissedebiliyordu. Bir tanesi çok daha belirgindi.