27
Sekizinci kaygan yüzeyden yukarı çıkmaya çalışırken nefes nefese kalmıştı. İlk kapıya ulaşması yaklaşık bir buçuk saat sürmüştü. Eğer tünellerin duvarlarına vuran ışıkla içeride ilerlediği süreden yanılmıyorsa ikinci kapıya ulaşmak için bir saati vardı. Çan sesleri başladığında o kilidi kırması gerekiyordu. Kanalizasyon yolu gibi görünen yolda ilerlerken üstünde farklı kapaklara ulaşan merdivenler gördü. Yemek alanının ya da dövüş alanının altından geçen birbiriyle bağlantılı yollar. Nemli toprağın kayganlaştırdığı eski yolların uzandığı tünellerde esintiyle birlikte idrar kokuları da dolaşıyordu. Taş zemindeki bir yol ayrımından sağa döndü. Sonra eğimli bir başka tünelden geçip sola uzanan yoldan devam etti. Yaklaşık iki saatte ikinci kapının önündeydi. Uzun bir süre mola vermeden devam ettiği için çan sesleri başlayana kadar kapının önündeki örümcek ağlarını umursamadan dinlendi. Cebinden çıkardığı taşın bir önceki gün aldığı darbelerle çizilmiş kırık yüzeyine dokundu. Birkaç dakika sonra başlayan çan sesiyle çizik yüzeye yenileri eklendi. Altıncı vuruşla kırılan kilidin yere düşmesiyle çıkan gürültü tüm tünel boyunca gücünü yitirerek yankılanmıştı. Bu kapıyı da yarı açık bırakıp geldiği yola dönen Jayden, hızlıca hücreye dönebilmek için ayakta gidebildiği genişlikteki yerlerde topallayarak koşuyordu. Canı acısa bile hızlı ilerlemek için buna dayanmalıydı.
Jayden hızla hücreye döndükten birkaç saat sonra hava aydınlanmış olsa da İlos haklı çıkmıştı. İnsan gerçekten zamanla o çan gürültüsünde uyumaya da alışıyordu. Beşinci günün sabahı da diğerleri gibi aynı başlamıştı. Gardiyanların taş yolda sayım yaptığı sırada Jayden kahvaltıda yiyebildiği tek şey olan yarım ekmek arası yumurta dışında hiçbir şey yiyememişti. Öğlen mahkumların daha fazla yemek bırakacağını ummaktan başka çaresi yoktu. Bu sefer hapishanenin daha batısında kalan bir baraja açılan tünellerin zeminini döşemişlerdi. Çok yankı yapan tüneller boyunca bir grup yer yer duvara takılan aydınlatmaları tamir ederken bir grup da kırılmış duvarların arkasında kalan yalıtım malzemelerini söküyordu. İlos ile özenle aynı boyutlara getirilmiş taşları dizerlerken bir başka mahkum da kendilerine yardım ediyordu. Yer yer madenlerin değişken hava koşullarına dayanabilen süngerimsi izolasyon malzemeleri o bölgedeki yankılanmayı engellese de çoğu zaman herhangi bir mesafedeki konuşma herkes tarafından işitiliyordu. Bu tüneller de hücrelerinin açıldığı kapağın arkasındaki yolların bağlandığı geniş tüneller gibiydi. Bugün de yerde oturarak iş yaptığı için sol bacağını zorlamadığından hücrelerine dönerken kendisini daha iyi hissediyordu. İlos'un yine gözcü olduğu sayım sonrasında üçüncü kapıya ya da şanslıysa çıkışa ulaşmak için daha fazla enerjisi vardı.
Ertesi sabahı fazla şanslı başlamamıştı. Sabah kahvaltısında artakalan tek şey birleştirildiğinde bir bardağı anca dolduran bir çay ve küçük bir dilim kekti. Sayımdan sonra ise daha önce hiç gitmeği bir çalışma alanına götürülmüştü. Öyle ki Jayden tüm bu çalışma sürecinde yanında İlos olmasaydı nasıl dayanırdı bilemiyordu. Müdürün odasına çıkarken ya da dövüş alanına götürülürken bindiklerine göre çok daha eski ve her an yıkılacakmış gibi görünen bir asansörün başında durduklarında İlos'un yüzü kireç gibi olmuştu.
"Derin bir nefes alsan iyi olur."
Jayden daha sonra İlos'un tavsiyesine uyduğu için şükretmişti. Asansöre binen sekiz kişilik son grup da sıraya eklendiğinde normalde çalıştıkları madenlerin metrelerce altına inmişlerdi. Yüzlerine taktıkları maske ve önlerini zar zor aydınlatan kasklarla oksijenin zaten ayıp olmasın diye girdiği yerde daha da sınırlı nefes alınıyordu. İçinde değerli taşların, kömürlerin bulunduğu kasaların gerisinde kalan yollara dağıldıklarında mahkumlarla birlikte çalışan başka canlılar da vardı. Ellerine aldıkları kazmalarla çukurlar açan sivri kulaklı yaratıklar hızlı adımlarla bir başka noktaya geçip orada da kazı çalışmalarına devam ediyordu. Kel kafalarından akan tere rağmen aralarında tiz sesleriyle konuştukları kaba dil ağızlarından hiç yorgun çıkmıyordu.
"Yeraltı cinleri." İlos iki eline aldığı kazmanın birini Jayden'a uzattı. "Sakın yanlışlıkla da olsa sataşma."
"Merak etme bir şey yapmam."
Sadece erkek cinsiyeti olan yeraltı cinleri büyülü bir türdü. Albis'lerin çağlar önceki savaşlarında yer alan askerlerinden olmuşlar ve soğuk savaşla birlikte Uglen'deki madencilik işlerini yapmak üzere görevlendirilmişlerdi. Ama onları tehlikeli yapan en önemli şey güçlü olmalarının yanısıra normal silahlarla öldürülememeleriydi. Jayda'nın gizlice odalarına sakladığı kitaplardan birinde yeraltı cinlerini buzdan yapılan büyülü silahlar dışında hiçbir şeyin öldüremediğini okumuştu. Bu kafasını vücudundan koparınca da geçerli mi acaba?
Öğlen sabaha göre daha fazla artık çıkmıştı. Birkaç jambon dilimini hızlıca midesine indirdikten sonra yarım elmayı da hızlıca bitirmişti. Vücudu güçsüz olsa bile içindeki umudun solmasına izin vermemeye çalışıyordu. Artık topallaması daha da azaldığından gücünü bile toparlamış gibi hissediyordu. Uzakta çıkan bir arbedeyle birlikte Jayden ve İlos tüm mahkumlar gibi yaptıkları işi bırakıp sesin geldiği yöne döndüler. Önündekilerden biri geri kazı alanına dönerken yanındakilerle konuşuyordu.
"Biri çalışmayı bırakıp kendince mola vermeye karar vermiş." Karanlık maden yolu boyunca yankılanan çığlık sesleri giderek güçsüzleşiyordu. "Nefessiz kaldığı için sadece."
İlerideki grup dağıldıkça ortaya çıkan manzara vahşiydi. Büyük sarı gözlerindeki öfkeyle tepesinde duran yeraltı cini, yerde iki büklüm olmuş, yediği tekmeler yüzünden baygınlık geçirmiş gibi görünen adama bakıyordu. Jayden bu cinayeti durdurmak için ister istemez öne doğru adım attığında kendisini tutan kol onu geriye çekti. Konuşmamışlardı ama İlos'un başını iki yana sallamasından böyle bir risk almasının saçma olacağı okunuyordu.
Artık açlığının zirve yaptığı sabah hala müdürün cezası devam ediyordu. Öğünlerdeki doyma seviyesi şansına değişse de her halükarda ilk halini bile arayacak kadar çaresiz hissediyordu. Günlerinin en iyi kısmı dün indikleri madenler yerine tünellerde çalışmak üzere seçilmeleri olmuştu. Tüm sabah ve öğleden sonranın bir kısmında yalıtım malzemelerini yapıştırdıktan sonra verdikleri molada İlos ile ne yapacaklarını konuşuyorlardı. Tünelin uzandığı açık alanda yankı yapmayacak bir yerde sularını içerken kendilerini izleyen gözlerin karşısında bir mindere oturmaları gerekmişti.
"Bizimki yine gözlerini dikti."
"Kim?" İlos Jayden söyleyene kadar izlendiğini fark etmemiş gibiydi. Çevresine bakınıp geri önüne döndüğünde ise çillerinin kasılan yüzündeki hareketlerinden bile endişesi okunuyordu. "Bu olayın sonu iyi bitmeyecek."
"Sence müdür bunları mı üstüme salar?"
Birkaç gündür canına kast edecek herhangi bir olay yaşamamıştı. Hatta normalden daha sakin günler geçiriyordu. Eğer kendisine saldırmaya karar verirlerse birkaç avcı salağıyla başa çıkabilirdi.
"Sorun onların sana saldırması değil." İlos çevrelerinde bekleyen silahlı gardiyanları gösterdi. "İkinizi durdurmak için ne yapacakları. İkinizden biri mutlaka Yarık'da cezalandırılır."
"Yarık mı?"
Jayden İlos'un daha önceden burası hakkında konuştuğunu duymuştu. Madenlerin planlarında da yarığın konumuyla eşleşen geniş bir alan vardı. Hatta önceki gece tünellerde geçerken Yarık'a açılan bir kapağın altından yürümüştü. "Şu herkesin toplandığı alan mı?"
"Evet. Çok işlevli bir alan olsa da pek keyifli bir kullanım için tercih edilmiyor."
Mola süreleri biterken Jayden İlos'la birlikte çalıştıkları yere yürümeye başladı. Duvara yaslanarak kendisine bakan üçlüye artık daha yakınlardı.
"Hey!" En yakınlarındaki yanık tenli adam kahverengi gözlerini Jayden'a dikmişti. "Böyle rahat gezebileceğini mi sanıyorsun?"
Jayden göze batmak istemiyordu ama günlerdir bu üçlünün tehditkar bakışlarından sıkılmıştı. "Köpeğine sahip çık." Ortadaki koyu tenli adamın kalın kollarıyla diğerini tutmasını izledi. Hücrelerine döndüklerinde İlos'dan günlerdir görmezden geldiği bu avcı üçlünün kim olduklarını öğrenmesi iyi olacaktı.
"Ne oldu? Meleğin artık seni korumuyor mu?"
Gardiyanlar silahlarıyla yaklaştığında adam patronunun arkasına sinmişti. Günün geri kalanında bir daha herhangi bir şeye kalkışmamıştı.
Gece sayımından sonra bir saat dinlenip tünellerde ilerlediğinde ilk kapıdan geçip yemek alanının altından ilerledi. Kilidini kırdığı birkaç kapıdan daha yukarıya ilerlediğinde Yarık olduğunu düşündüğü bir alanın altındaydı. Merdivenlerden tırmanarak yaklaştığı demir kapağın deliklerinden dışarı baktığında çevresi yüksek duvarlarla çevrili boş bölgenin içinde gezinen gardiyanlar gördü. Sisli gecenin serinliğini yüzünde hissedebiliyordu. Aşağı inip tünellerde yürümeye devam ettiğinde bir süre sağa doğru sürünmeye çalıştı. Yarık hapishane sınırına yakın bir konumda kalıyordu ve duvarların dışına giden yollardan birine çıkabilirse birkaç tünel ilerisi de onu çıkışa yönlendirirdi. Hala yarığın bir parçası olan tünelimsi bir yerin kapağını kaldırdığında uzun ve karanlık yolu çevreleyen duvarların dibine yerleştirilmiş sandıkları gördü. Tünelin sonunda bekleyen bomboş Yarık üstündeki aydınlatmalar ile neredeyse büyülü görünüyordu. Hala içerideydi ama bu tünellerin dışarıya uzandığını düşünüyordu. Yeniden aşağı indiğinde kaygan yol bitene kadar sağa yürümeye devam etti. Kanalizasyona çıkan tünelden süründükten sonra önüne bir kapı daha çıkmıştı. Daha çan seslerinin başlamasına çok olduğu için kilidi kırmak için beklemeye karar verdi. İlk sesin yükselmesiyle beraber kilidi kırana kadar vurduktan sonra çıkmaz yola çıkan yolu takip ettiğinde sadece vakit kaybettiğini anlamıştı. Kafasındaki planlardan hatırladığı kadarıyla kendi hücresinin bağlandığı tüm tünellerden geçmişti. Tek çıkış yolu üstten mi? İyi de sınırın dışında da yollar olduğuna dair işaretleri görmüştü. Düşüncelerine karışan çan seslerine bir başka ses daha katılarak tünellerde yankılanmaya başladı.
"Bu da ne böyle?"
Ses daha güçlü ve kesintisiz bir siren gibiydi. Çan sesi gibi derinden değil hapishanenin içinden geliyordu. Önündeki taş duvara iç geçirerek baksa da hücreye geri dönmesi gerektiğini hissediyordu. Hızlıca geri dönüp az önce geçtiği yollardan geçmeye başladı. Ya hücrede olmadığımı anladılarsa? İlos ne durumdaydı?
Hızlıca kanalizasyona yaklaşan yola yaklaştığında tepesinde bir hareketlilik işitti. Koşarken atlamadıysa Yarığın altına denk gelen kapağın yakınında olmalıydı. Geri dönüp merdivenlerin başına geldi. Yukarıdaki kapaktan kesik kesik gelen ay ışığı şimdi gölgelerle daha sık bölünüyordu. Neler oluyor? Siren sesleri azalsa da hala çalıyordu. Çan sesleri ise çoktan durmuştu. Kapağa yaklaşıp baktığında boş duvarların önünde sıraya giren insanlar gördü. Mahkumlar. Ah lanet olsun. İçeride karmaşa çıkmış olmalıydı. İlos olay çıkınca tüm mahkumların Yarıkta toplandığını söylemişti. Sıraya dizilip sayım tamamlandıktan sonra geri hücrelerine gönderilirlerdi. Yılda bir kez tatbikat için yapılsa da genelde müdürün de kontrole katılması gerektiğinden gece düzenlenenler yaz mevsiminde olurdu. Yani bu kesinlikle bir olay çıktığı için olmalıydı. Ne yapacağım şimdi? Üstünde hareket etmeyi bırakan ayak sesleri yerine sıraların arasından geçip her bir mahkumun ismini bağıran gardiyanların silahlarından çıkan takırtılar sessizliği bölmeye başlamıştı. Fazla vaktim yok. Gittiği anlaşılmadan oraya çıkmanın bir yolunu bulmalıydı. Tünel. Hızla merdivenlerden inmeye çalışıp sürünen bir bebek gibi taşlı yoldan geçti. Eğimli yüzeyden bir başka kapağın altına çıktığında hızlıca az önce kaldırdığı kapağın merdivenlerini tırmandı. Ufak bir boşluktan görebildiği kadarıyla sıra tünelin ucundan itibaren başlatılmıştı. Sessiz olmaya çalışarak yukarı tırmanıp kapağı hafifçe yerine oturtur oturmaz kendisini tünelin duvarına saklayarak Yarığa ilerlemeye başladı. Muhtemelen çıkışa doğru giden yolu arkasında bırakarak ilerlemeye devam etti. Geceyi aydınlatan ışıklar Yarık'ın dört bir yanından gökyüzündeki sis tabakasına yansıyordu. En arka sıranın arasına girdiğinde ortadaki ahşap levhalarla dolu ünitenin karşısında önünden geçen gardiyanlara çaktırmadan çevresine bakınan çilli bir surat gördü. İlos. Kalabalığın arasında biraz daha yürüdükten sonra nefesini toparlarken beklemek dışında yapabileceği bir şey yoktu. Umarım adım okunmadan yetişebilmişimdir. İkinci çan sesleri geceyi bölmeye başladığında tüm mahkumların sayımı tamamlanmış ve herhangi bir eksik olmadığı belirtilerek gardiyanlar eşliğinde hücrelerine götürülüyorlardı.
Kahvaltı yapmak üzere hücrelerinden çıkarıldıklarında İlos ve Jayden yalnızca iki saatlik bir uyku uyumuşlardı.
"Bugün fazla yorucu bir iş gelmese iyi olur." İlos bezmişlikle yüzünü soğuk suyla yıkamasına rağmen hala yarım açık gözlerini ovuşturuyordu. "Hiç enerjim yok."
"Senin mi benim mi?" Jayden'ın gece tünellerde yaşadığı telaşlı koşunun etkileri yeni yeni çıkıyordu. Bir eğilip bir süründüğü için sol bacağındaki acı yeniden kendisini hatırlatırcasına sızlamaya başlamıştı. Elleri saatlerce sürttüğü taş zemin yüzünden kızarıklıklar ve ufak berelerle doluydu. "Yine de bugün daha iyi bir kahvaltı yapabileceğim." Üç günlük artık yeme süreci bittiği için öğlene kadar sorumlu olduğu kesim işlerini yapmak için kendisini daha canlı hissediyordu.
"Sanırım Yarık'ın dışına çıkan yolu buldum."
Gece hücrelerine döndüklerinde etraf daha sakin ve sessiz olduğu için İlos'a yalnızca nasıl kalabalığa karıştığını anlatabilmişti. Hikayenin geri kalanı daha heyecan vericiydi. "Hapishane sınırına kadar giden bir yol daha var. Bugün ona bakacağım."
"Güvenli olmayabilir. Daha yeni toplu sayım yapıldı." İlos bu sırada yere yerleştirdiği odunları ayırıyordu. "Gece ne olmuş kimse bilmiyor ama dışarısıyla alakalı olabilirmiş."
Aklına ilk gelen şey Jayda olmuştu. "Sence benimle mi ilgili?"
"Olabilir." Endişeli görünmüyordu ama yine de yuvarlak parlak yeşil gözleri kafasından geçen düşüncelerle kasılmıştı. "Yine de bugün riske atma derim."
Tüm gün çalıştıkları sıcak bir günün ardından hücrelerine döndüklerinde Jayden İlos'un tavsiyesine uymaya karar vermişti. Yine de bu kadar yaklaşmışken durmak hiç mantıklı gelmiyordu. Kaçış yolları hemen önlerinde duruyor olabilirdi. Yarın yine lanet sert ve çamurlu yatağında uyanmak istemiyordu. Sayımdan sonra kısa bir süre de olsa oraya girmesi daha mantıklı olmaz mıydı?Tünellerde her ses yankılanıyordu. İlos önceki günler gibi nöbet tutarsa, herhangi bir durumda hemen hücreye dönebilirdi. Ama sen dışarıdan geçmeyi deneyeceksin. Şemalardaki yolların sınırın dışında devam ettiğini görmüştü. Belki de bir süre dışarıdan gidip yeniden tünele inen bir kapak vardır. Düşünceleriyle boğuşurken kemirdiği parmaklarındaki kurumuş kan lekeleri aydınlandı. Gardiyan kendi hücrelerine tuttuğu ışığıyla koridorda uzaklaşırken Jayden ayaklanmak üzere kıpırdanmaya başlamıştı. İlos yatar pozisyonda olsa da Jayden'ın hareketlendiğini görmüştü. Sırtını ona dönerek derin bir nefes aldı.
"Eğer zamanında geri dönmezsen seni korumam."
"Merak etme öyle bir şey olmayacak." Fıçıyı kenara kaydırırken cümlesine eklediği umarımı İlos'un duymadığını umuyordu.
Tozlu kapağı kaydırmak üzere tuttuğu sırada parmaklıklarının önünden gelen sessiz adım sesleri kulağına ilişti. İlos duymamış gibiydi ama karanlıkta hücrelerine bakan biri olduğundan emindi. Loş hücrelerine doğru atılan not kendilerine doğru kayarken gölge de hızla kaybolmuştu.
"Noluyor?" İlos Jayden'ın parmaklıklara koşma sesiyle arkasını dönmüştü. "Gideceğini sanıyordum."
"Planlarda değişiklik oldu." Arkasından seslenmesi mantıklı olmadığı için yüzünü görmeye çalışsa da koridorda kaybolan gizemli kişinin attığı nota yöneldi.
Açtığında kağıdın beyaz yüzeyine işlenmiş çift kurt başı sembolünü gördü. Altında ise tanımadığı bir el yazısıyla kısa bir yazı yazıyordu.
Tutulma akşamı Yarık'ta Kurtuluş Şarkısı'nı beraber söyleyelim. Sakın kaçırma.
"Ne yazıyor?" Jayden İlos'un görebilmesi için notu ona çevirdi. "Tutulma mı? Üç gün sonra yani."
"Üç gün mü? Harika!"
Tepedeki kurt başlarını inceliyordu. Daha önceden gördüğü bir işaret değildi. Bunu yollayan kişi kardeşi olabilir miydi? Jayda'nın da daha önce böyle bir sembol kullandığını hatırlamıyordu.
"Bu sembolü biliyor musun? Çete falan mı?" Belki de Uglen'deki küçük çetelerden birine aitti.
"Daha önce görmedim." İlos dikkatle incelediği not kağıdına kaşlarını çattı. "Yarık dışında buraya ait bir ipucu da yok."
"Tuzak mı dersin?" Jayden artık her şeyi beklerdi. Acele karar vermek kaçmaya bu kadar yakınken mantıklı olmazdı.
"Bir tuzak için fazla riskli bence. Ama sonucunda..." Boştaki eliyle Jayden'ı gösteriyordu. "Senden kurtulacaklarsa gözünü karartmış biri olabilir."
"Çok sağol gerçekten."
"Kurt başı figürü genelde sürüleri temsilen kullanılır." Parmaklarıyla kağıdın üstündeki parlak şekle dokunuyordu. "En azından bazı eski dinlerde öyleymiş."
"Çift kurt başı ne anlama geliyor peki?"
"Masallarda tehlikeli yırtıcıların sürülerini kimin yöneteceğine karar vermek için çok büyük savaşlar verdikleri işlenir. Bazı geceler ateş etrafında toplanıp çocuklara anlatırlardı." Gözlerindeki hüzün ile nota bakmaya devam ediyordu. "Bu masallardan birinde çift başlı bir kurt resmedilmişti. Denilene göre bu kurt annesinin karnındaki kardeşlerini yiyerek doğumundan itibaren oluşabilecek tüm rekabet riskini bitirmişti. Öyle ki lider olması kaçınılmazdı. Sürüsündeki kimse ona kafa tutamıyordu. Kuzey ormanlarının en korkulan canlısı haline gelmişti. Tüm türler onun saldırılarından ağır kayıplarla zar zor kurtulurlardı. Kurt kendi sürüsündeki tüm dişileri himayesi altına alacak kadar güç sarhoşu olduğunda bile hala kimse karşı koyamamıştı." Nottaki ikinci kurt başına dokundu. "Ama sonra bir bahar sabahı ilk bebeği dünyaya geldi. Küçük, masum ve savunmasız kurt yavrusu meraklı gözlerle çevresindekileri, gelecekte bir parçası olacağı sürüsünün üyelerini inceliyordu. Eğer hayatta kalırsa. Çünkü bu yavru sürünün ilk erkek bebeği ve potansiyel lideriydi. Annesinin yeni doğan yavrusunun cinsiyetinin öğrenilmesinden duyduğu korku ona beklenmedik bir cesaret vermişti. İlk adımlarına kadar hiç dibinden ayrılmadı. Ne zaman ki artık avlara o da katılmaya başladı o zaman yeteneklerine göre hedef tahtasına geçip geçmeyeceğine karar verilecekti. Birkaç sefer fazla başarılı olmadığı için tehdit altında olmayacağını düşünseler de yanılıyorlardı. Sert geçen bir kış gecesi avdan dönüşlerinde lider kurt yavrusuna saldırmayı planlıyordu. Öyle de yaptı. Sürüsüne döndüğünde ise boynundan iki tane kurt kafası çıkan bir yaratık haline dönmüştü. O gün aralarında geçen dövüşü kim kazandı kimse öğrenemedi. Sanırım herkes tuttuğu tarafın yendiğini düşünmek istiyordu. Hatta bazıları daha güçlü bir şeyin ikisinden de kurtulduğunu bile öne sürdü. Ama o günden sonra bazı mevsimler yavrusu gibi masum ve saf bazı aylar da lider kurt gibi gaddar ve acımasız davranmaya başlayan yaratık halk arasında çift başlı canavar olarak efsaneleşti. İki karaktere sahip olduğu için kendisiyle birlikte sürüsünün de sonunu getirse de sembolik olarak önemli bir hikaye haline geldi." İlos Jayden'ın anlamsızca kendisine bakan kahverengi gözlerine baktı. "İkizleri temsilen de kullanılan bir semboldür."
"Bunu en başından da diyebilirdin."
"Biliyorum ama böyle daha etkili oldu yanılıyor muyum?"
"Belki biraz." Birbirleriyle şakalaşırlarken Jayden'ın aklında dönen tek bir şey vardı. Bu notu yollayan kişi Jayda olabilir.
Peki ya değilse? Bu nota mı uymalıydı yoksa tünellerde mi şansını denemeliydi? Jayda onun için gerçekten buraya kadar gelmiş miydi? Tüneller bir çıkışa yönlendirmiyorsa elindeki tek şansı kaybederdi. Üç gün sonra ise kaçmasına yardım edebilecek bir plana katılabilirdi. Hapishanenin çıkışına gidebilecek tek yol sayımda yürüdüğüm tünel. Oraya çıktığında nasıl görülmeden sınıra gidecekti? Bugün bunu öğrenmek için tünellere girmeyi düşünüyordu. Peki notu umursamayıp kendi planına uyarak dışarıdan geçen yolu ararken yakalanma riskini göze almalı mıydı? İdamına günler vardı. Kendi planını bir süreliğine durdurabilecek kadar vakit. Sanırım önce notu deneyebilirim. İlos'un karamsar hikayesindeki ikizler sembolünde yanılmadığını, notun Jayda'dan geldiğini umuyordu.
"Üç gün içerisinde Yarık'a nasıl gidebilirim?"