26
Sabah peynirli yumurtadan oluşan bir kahvaltı yaptıktan sonra sayımların ardından dün gecenin ödülü olarak yeniden merdiven inşaatına götürüldüler. Bu sefer Jayden duvar dibinde gölge olan bir alana kurulmuş makinelere yerleştirilen taşların zımparasını yapacaktı. İlos ise hemen yanında kereste kesim makinelerinin başına geçmişti. Aralarında biraz mesafe bulunmasına rağmen Jayden arada çevresine bakan İlos'un hayal kırıklığıyla kafasını salladığını görebiliyordu. O da kendisi gibi dışarıdan kaçış şansları olma olasılığının bulunmamasına inanmak istemiyordu. Tek tesellileri tüm planlarını sadece bu görevde ellerine geçecek bilgilere göre yapmamış olmalarıydı. Jayden alt tünellerden ümitliydi. Bu yüzden endişelenmek yerine hala hayatta olduğu için mutlu hissetmeye çalışarak masmavi gökyüzüne baktı. Derin nefes aldığında boğazını gıdıklayan tozlardan korunmak için maske takmıştı. Önündeki makineyle taşları ileri geri zımparalarken göğsüne yayılan belli belirsiz sızlamayı umursamamaya çalıştı. Buradan kaçacaklardı ve en azından bir yolu kesin şekilde eleyebilmek için bugün de dışarıya çıkmaları gerekmişti. Öğlen molasında elmalarını yerken tellere yakın durduklarında aralarında dolaşan gardiyanlarla mesafelerini koruyarak son gözlemlerini yapıp birbirleriyle paylaştılar.
"İnşaat alanından çıkamıyoruz."
Zımpara makinesinin başlığını değiştirmek için yan alana geçen Jayden dün göremedikleri inşaat bölgesini de gezmiş olsa da hücrelerindeki gibi herhangi bir kapak bulamamıştı. "Oradan ümitliydim. Sonuçta yeni yapılıyor olsa da hapishaneye ait bir arazi." Planlarda da herhangi bir kapak gördüğünü hatırlamıyordu gerçi ama yine de buradan tünellere inmek kaçışlarını hızlandırabilirdi.
"Bugün çağrıldığında ne diyeceksin?"
"Dün dediklerimi." Dün dövüşten geldikten sonra İlos ile neler yaşandığını paylaşmamıştı. Sadece dövüşlere bir daha katılmayacağını biliyordu. Bu yüzden bugün muhtemelen çalışmak için dışarıya son çıkışları olacaktı. "Ben bir piyon değilim. Birilerinden kurtulmak istiyorsa muhafızlarını tutsun."
"Haklısın." İlos kestiği kereste parçasını yan çevirip yeniden makineye yerleştirdi. "Mümkünse daha az sinirlenerek söyle ama."
"Söz veremem." Gece yatağına geçtiğinde kendisine bakan ela gözler, uzun keskin pençeler ve baltadan yüzüne akan kan bir türlü aklından çıkmamıştı. Bu yüzden günün geri kalanını gece tünellere indiğinde ne yapacağını düşünerek geçirmeye karar verdi.
Akşama doğru yanındaki sıraya bir başka pürüzsüz taş eklediğinde iki muhafız yanına doğru yaklaştı. İnşaat alanının kuytu bir kısmında bulunsalar da birkaç meraklı göz neler olduğunu öğrenmek ister gibi izliyordu. İlos da kereste makinesine tuttuğu parçayla ilgilenmeyi bırakmış neler oluyor anlamında Jayden'a bakıyordu. Normalde müdürün odasına gitmek için akşam kimsenin görmeyeceği bir yerde durdurulurdu.
"Pek hayra alamet olamaz sanki."
Bileğine zincirler geçirilirken kalbini sıkıştıran düşünceler beynine akın etmeye başlamıştı. Hücremizdeki kapağı mı buldular? Önünü iyice örttüklerini düşünüyordu. Sadece bir fıçı, içeri girenin ayağı çarpsa direk ne yaptığımız belli olur. Dün gece konuştuklarını mı duymuşlardı? Ya da bugün tellerin yanında dolaşırken fazla mı şüpheli görünmüşlerdi? İyi de İlos burada kalmazdı o zaman. Hücreyi beraber paylaşıyorlardı ve günü de birlikte geçirmişlerdi. Müdür fikrin benden çıktığını tahmin edebilir ama. Dün dövüşte yaptığı bir şeyden dolayı mı çağrılmıştı? Daha farklı bir istekte mi bulunacak? Yoksa kamplarıyla ilgili bir bilgi mi verecekti? Ah lanet olsun kardeşimi de mi yakaladılar yoksa. Verna'yı. Bunu mu haber vermek için çağırıyor? Müdürle konuşurken ağzını sıkı tuttuğundan emindi. KarKıranlar'ı ele verecek hiçbir şey dememiş olmalıydı.
Odaya girdiğinde henüz öğlen saatleri olduğu için şömine yanmıyordu. Çalışma masasındaki tüm kağıtlar toplanmış, yerinde Jayden içeri girerken müdürün okuduğu birkaç belge duruyordu. Lanet olsun planlara baktığımı mı öğrendi yoksa. Az önce incelediği yazılardan kaldırdığı gözlerle Jayden'ı izledi. İyi de çok dikkatli baktım. Elindekileri kağıtları kenara koyduktan sonra çekmecesinden çıkardığı paketten kalın bir puroyu yakıp gül kokulu dumanı havaya üfledi. Kendisini nasıl savunabileceğini düşünüyordu. Nasıl aklanabileceğini. Eğer hücrelerindeki kapak bulunduysa nasıl yeni bir kaçma yolu bulabileceğini. Ya da bu olayı İlos'a dokunmayacak şekilde nasıl değiştirilebileceğini. Tobin'den sonra İlos'u da yakamazdı. Odadaki soğuk sessizlik artık başını ağrıtacak kadar rahatsızlık veriyordu.
"Günün nasıl geçti bakalım?" Müdür çalışma masasının ardındaki minderli sandalyesinde oturmaya devam ediyordu. "Bugün seni biraz erken çağırmam gerekti."
Jayden evet anlamında kafasını salladı. "Normalde akşam üzeri çağırırdınız." Sesinin soğukkanlı çıkması için çaba harcıyordu.
"Bana kalsa yine öyle yapacaktım ama ekstra bir gelişme oldu." Müdür ayağa kalkıp dolaptan aldığı bardağa Jayden'ın adını bilmediği bir içki doldururken memnuniyetsiz görünüyordu. "Seninle ilgili."
"Benimle mi ilgili?" Başını ağrıtan şey dün aldığı darbeler miydi? "Ne.." Yükselen panik dalgası mıydı? Yoksa müdürün içtiği içkinin keskin kokusu muydu? "Ne gelişmesi?"
"Biliyorsun. Burada fazla kalıcı değilsin." Masanın arkasında kalsa da Jayden'la arasındaki mesafeyi azaltmıştı. "İdam cezası aldığını hatırlarsın. Az önce gelen mektupta infaz tarihinin belirlendiği yazıyordu."
Olamaz. Jayden daha fazla süresi olacağını ümit etmişti. Yarın hatta bugün akşam götürülürse ne yapacaktı?
"İki hafta sonraya verilmiş. Sabah saatlerinde." İçkisinden bir yudum aldıktan sonra mavi gözlerindeki sahte acıma duygusu merak doluydu. "Senin için çok acele etmişler, genelde bir aydan önceye tarih verilmez."
Çaresizlik tüm vücudunu dondurmuştu. Ne ağzını açıp konuşabiliyor ne de zihninde olayı şakaya vurabiliyordu. En azından bugün değil. İki hafta dolmadan buradan çıkmalıydı. Hatta daha da önce çünkü bu odadan çıkmadan önce müdürün sağladığı imkanları da kaybedecekti.
"Aslında yaptığın hizmetten çok memnundum aramızdan bu kadar erken ayrılacağına üzüldüm." Müdür havaya gül kokulu bir duman gönderirken hala konuşuyordu. "Ama gitmeden önce hala sana iş verebilirim, en azından son günlerini güneş altında geçirirsin."
"O konuda." Jayden'ın düzgün beslenememekten zayıflamış vücudu acıyla titriyordu. Dışarıdan belli olmadığını umdu. "Teklifiniz için teşekkür ederim ama artık yapmayacağım."
"Anlamadım?" Müdürün dudaklarına dayadığı bardağı tutan eli kasılmıştı.
"Daha fazla yapmayacağım." Jayden elindeki şansları tüketmişti. Artık ölümü bekleyen bir mahkumdu.
"Evlat, bunu yapmak istemezsin."
Jayden kararlıydı. Buradan çıkması gerekiyordu ve bunu her gece ölümcül yaralar alarak ve bir piyon gibi birilerini öldürerek yapmayacaktı. Kendi yoluyla hareket edecekti. En sonunda ölecekse de kendisi olarak ölmek istiyordu. En azından denediğini bilecekti.
"Artık dövüşmeyeceğim." Öfkelenmeliydi. Hiç değilse müdürün karşısında güçlü görünmek için kendisine yaptırdıklarını hatırlamalıydı. "Dün son dövüşümdü. Bundan sonra ayrıcalıklı olmayan mahkumlar gibi yer altında kalmak istiyorum."
Müdürün asık suratındaki sinirli ifade güçlendi. Henüz sadece birkaç meyvenin durduğu meyve tabağı dışında bir servisin olmadığı yemek masasına doğru ilerlerken purosundan bir dumanı daha serbest bıraktı. Jayden sessizce izlemek dışında bir şey yapmamasının daha iyi olduğunu hissediyordu. Müdür tabağı duvara doğru fırlattığında farklı renklerdeki meyveler yere saçıldı.
"Bak işte!" Kırılan porselen parçalarının arasındaki çileklere bakarken öfkesi azalmaya başlamış gibi görünüyordu. Sanki az önce gereksiz bir tepki veren kendisi değildi. "Güzelim meyveler ziyan oldu senin yüzünden." İçeriden gelen gürültü yüzünden kapıdaki iki gardiyan içeri girmişti. Jayden kımıldamadan müdürü dinlemeye devam etti. "Az önce verdiğim haberin stresiyle böyle davrandığını umuyorum. Yine de..." Alnındaki kırışıklıklar şimdi daha belirginleşmişti. Jayden'a yönelttiği kurnaz bakışlarını gardiyanlara çevirdi. Şimdi sıçtık. "Yarın yemek vermeyin. Hatta üç gün boyunca sadece diğer mahkumların artakalanlarıyla beslensin." Jayden'a baktığında öfkeyle karışık bir zafer gülümsemesi takınmıştı. "Bakalım bana yardımcı olmama fikrin değişecek mi?" Amma dramatikleştirdi olayı. Güçsüz kalması çok hoş olmayacaktı ama en azından gece hayatta kalmak gibi bir derdi de kalmamıştı. Sadece madenlerde kendini kollaması yeterliydi. Daha kazanılmamış bir güç gösterisinin sonucunu bilirmişçesine bir rahatlık. Kim daha inat göreceğiz bakalım. Bu sefer içeri giren çocuk yerdeki kırık parçaları toplamak üzere hızlıca masanın yanına eğilmişti. Müdür eliyle gardiyanları çağırdığında Jayden odadan çıkmak için yaşadığı stresle buz tutmuş gibi katılaşmış bacaklarını hareket ettirmeye çalıştı.
"Öyleyse bu son görüşmemiz." Bir daha odasına giremeyecekti. Önceden tanınan imtiyazlar artık tanınmayacaktı. "Eğer bensiz hayatta kalırsan, önceden de dediğim gibi bu hapishanede ben olmasam güvenlik açığı olurdu. Madenlerde koruduğum tek kişi gardiyanlar değil."
Koridorda topallayarak yürürken yüzüne çarpan soğuk rüzgarla zihnindeki tüm düşünceler birbirine karışıyordu. Buradan kaçamazsa iki hafta sonra ölecekti. Buradan kaçmak için tek şansı tünellerdi. İyi tarafı tünellerdeki yolu ezberlediğini düşünüyordu ve en azından fikrini doğrulamak için iki haftası vardı. Kötü haber ise müdür artık kendisini korumayacağını açık şekilde dile getirmişti. Merdiven inşaatının yapıldığı alana geri çıkarken kulağındaki çınlamayla artan telaşlanma isteğinin altında sadece iki hafta daha sürecek gergin bekleyiş süresince hayatta kalmak yatıyordu.
İlos ile hücreye girdiklerinde sayım yapılana kadar konuştular. "Müdür ne tepki verdi?" Konuşmaları çoğunlukla İlos'un sorularından oluşuyordu. "Umarım fazla öfkelenmemiştir."
Jayden ise hücrenin demir parmaklıkları gürültüyle kapanırken kurtarılacağına ya da kaçabileceğine olan inancının giderek kırıldığını hissetmekten kendisini alıkoyamıyordu. Başımın çaresine bakmalıyım. Bu plan tek fırsatlarıydı. Aklına gelen her kötü fikri, tünellerin kafasında aşağı yukarı eşleştirdiği şemayla ne kadar uyumlu olduğunu düşünerek örtmeye çalıştı. Amacına ulaşacaktı. Başka şansı yoktu. Tobin için bunu yapmalıydı. Verna için dayanmalıydı. Jayda için sakin kalmalıydı. Hücrelerine tutulan ışık yok olduğu an fıçıyı kaydırıp kapağı açtılar. Jayden dar tünele girerken çan sesleri başlayana kadar ikinci kapıyı bulması gerektiğini biliyordu. Bugün gardiyanların gözünün üstünde olacağını düşündüğü için fazla uzaklaşmayacak, ikinci kapıya gidene kadarki süreyi bulup hücreye geri dönecekti.