13
"JayJay!"
Gelen ses tanıdık olsa da Jayda hırkasının içine soktuğu elindeki bıçağı bırakmamıştı. Tetikte kalarak sesin geldiği yöne döndü. Zayıf, uzun boylu bir adam Jayda'ya sivri bir gülümsemeyle bakıyordu.
"Mrey." Birbirlerine doğru yürüdüklerinde artık sarılabilecek mesafedeydiler. "Uzun zaman oldu."
"Oldukça uzun."
Jayda deniz yeşili gözleriyle kendisini inceleyen Mrey'i izledi. Mrey ikizler topluluklarının lideri olmadan bir yıl önce kamptan ayrılmıştı ve o zamandan beri birkaç kez yüz yüze görüşmek dışında yalnızca mektup üzerinden haberleşmişlerdi. Tavırları hala eskisi gibi ukala olsa da Jayda Mrey'in eskisine göre daha mesafeli davrandığını hissetti. Üstüne giydiği yarı sentetik siyah kumaş pantolonuna bağladığı kemer ve pamuklu siyah bluzun üstündeki işlemelerle uyumlu olacak şekilde seçilmiş omzundan sarkan yağ yeşili şalı kumral tenini ortaya çıkartıyordu. Mrey görünüşüne her zaman önem verirdi. Öyle ki Jayda bazen Mrey'in saraylara ait bir düşünce yapısına ait olduğunu düşünürdü. Hem yaşayış biçimi hem de halkı umursamamakta şimdiki yönetimden geri kalır yanı olmaması konusunda. Evet, Mrey ile ikizler KarKıranlar'ın savunduğu düşünce konusunda zıt düşüyorlardı ve bu şu anda Mrey'in ikili oynayıp saraya yakın davranmasının temel sebeplerinden biriydi. En azından Jayda'ya göre.
"Tanrım, kaç gündür yoldasın?" Mrey ekşimiş peynir kokluyormuş gibi burnunu kırıştırarak konuşmaya devam ediyordu. "Leş gibi kokuyorsun!"
Evet bu kokuya ter deniyor. Ve yıkanmak için pek vaktim olmadı çünkü çok daha önemli bir işim vardı. "Altı yedi gün olmuştur." Jayda'nın cevap verirken gözlerini devirmemek için çok çaba sarfetmesi gerekmişti.
"Tamam öyleyse!" Mrey liman tarafına doğru ilerlemeye başladığında Jayda da onun yanından yürüyordu. "Her şeyden önce banyo yapman lazım." Kemikli parmaklarıyla Jayda'yı gösterdiğinde yüzündeki gülümsemesinin ardında yatan tiksinti hissedilebiliyordu. "Ve belki de üstünü değiştirirsin."
Pazar alanının içinden geçerlerken evlerinden yeni yeni çıkmaya başlamış insanlar ellerinde iş çantalarıyla hızlı adımlar atıyorlardı. Mrey ise aheste aheste, uzun adımlar atarak ilerliyordu. Jayda yavaş yürüyen bir insan değildi. Kamplarında hiç yavaş yürümesini gerektiren bir rahatlık seviyesine erişememişti. Şimdi de kesinlikle sakin olmalarını gerektiren bir durum yoktu. Zamana karşı yarışıyorlardı. Jayden'ın hemen kurtarılması lazımdı.
"Nereye gidiyoruz?"
Mrey'in yanakları yüzündeki çilleri örten bir kızarıklıkla kaplandığında gülümsemesindeki muziplik belli oluyordu. Konuşmaya başladığında yüzündeki samimiyet yerini ufak bir meydan okumaya bırakmıştı.
"Seni çok seveceğin bir yere götürüyorum."
"Şimdiden sevmediğime eminim." Söz konusu Mrey olduğunda ne beklemeniz gerektiğini öngörmek oldukça zordu. Jayda Mrey'in çok sevdiği şeyleri genelde sevmezdi. Bu sefer de yanılacağını sanmıyordu.
Pazar alanından rıhtıma uzanan yola çıktıklarında iskelelere yaklaşan balıkçı tekneleri avladıkları sezonluk balıkları buz dolu kutulara boşaltıyorlardı. Limandan ayrılan gemilerin yerine geçmek için yaklaşanları karşılamak üzere denize yaklaşan bir insan kalabalığı vardı. Jayda Dançıya hızlıca okunu yerleştirmesi gerekmesine karşı tetikteydi.
"Tüm kent durup senin yolunu gözlemiyor prenses. Herkesin işi gücü var." Küçümsercesine çatılan kaşları, tiksintiyle kıvrılan dudaklarıyla çevrelerinden geçen insanları izlerken konuşmaya devam ediyordu. "Zaten hiçbiri gördüğünü anlayacak kadar akıllı da değil."
Jayda Mrey ile zıt düşmesine sebep olan esas nedeni hatırlamıştı. Halkı aşağılıyor oluşu. Bu kadar uzun zamandır insanların yönetime karşı çıkmamalarını Jayda'nın kendisi de fazla anlayamıyordu ama Mrey'in duyduğu daha farklı bir nefretti. Her şeye şaka gibi yaklaşmayı seçmişti. Belli yönlerden haklı olsa da tamamen öfkeyle hareket ediyordu ve bu KarKıranlar'a ters bir düşünceydi. İnsanları yarı yolda bırakamazlardı.
Liman boyunca farklı yüksekliklerde depoların yanından geçerken Mrey sakince çevresini gözlemliyordu. Rıhtım alanında dolaşan askerleri Jayda gibi o da görmüş olmalıydı. Yanlarından geçtiklerinde askerlerin hiçbiri kendileriyle ilgilenmiyor gibiydi. Mrey eğlenerek şarkı mırıldanıyor arada da Jayda'ya bir şeyler söylüyordu. Sarayı arkalarında bırakmışlardı ama göz hizasından kaybolmadan önce Jayda bir kez daha oraya döndü. Camlarındaki renkli vitraylardan yansıyan güneş ışığı çevresindeki sınır duvarını aydınlatıyordu. O duvarları geçmedikleri sürece kimse onlara karışmayacaktı muhtemelen. Yine de tetikte olmaktan zarar gelmez. Jayda yine kendisini ikizinin neden yakalandığını düşünürken bulmuştu.
Kristal Deniz'e bakan liman sınırı boyunca yürümeye devam ettiler. Havaya karışan çay ve ızgara kokuları teknelerden yükselen balık kokularıyla karıştı. Sağlarında kalan depolar yerini han ve lokantalara bırakmaya başlamıştı. Gemiler uzun bir yol boyunca ilerliyor olmalıydı.
"Burası Rame Limanı. Az önce yanından geçtiğimiz ve ileriye doğru devam eden patika." Mrey anlattıklarını desteklemek için elleriyle binaları ve gemileri gösteriyordu. "Sağ tarafta Tepe Camii var. Oranın önünden geçmeyeceğiz ama oldukça büyük ve süslü bir yapıdır. Limana yakın oldukları için daha farklı malzemelerle inşaa edildi. Hava koşullarından etkilenmemesi için."
Ara yollardan çıkan insanlar kahvaltılarını yapmak üzere lokantalara giriyorlardı. Pazar alanları bu sokaklara kadar yayılmış olmalıydı çünkü satıcıların indirim haykırışları net bir şekilde duyuluyordu. Denizin üstünden şehre doğru uçan martıların çıkardıkları sesler ve gemilerin yaklaştıklarını belirtmek için çaldıkları kısık korna sesleri şimdi çok daha kuvvetlenmişti. Kent uyanıyordu. Dükkanlardan çıkan insanlar ellerinde farklı boyutlarda paketler tutuyordu. Neredeyse çoğu camda bir süsleme, kapılarında bir çiçek asılıydı.
"Bu yol halk meydanına çıkıyor. Morana Albis'in heykelini sağlamlaştırdıkları için biraz toz duman ama görmek istersen bu yoldan gidebiliriz."
Ventios'ta tüm yollar düzenli şekilde inşaa edilmişti. Sokaklar düzenli aralıklarla başlıyor ve aralarındaki binaların sayısı genelde değişmiyordu. Mrey'in bahsettiği heykel de muhtemelen merkezde kalacak şekilde ayarlanmıştı. Krem binaların çatıları daha çok kiremit tuğlalarla kaplı olsa da saraya doğru mavi ve sarı gibi renkli çatıların sayısı artıyordu. Bazı özel yapıların dış duvarlarında adalardan getirilmiş gibi görülen işlemeli mozaikler vardı. Hava puslu olmadığı için kent çok daha enerjik ve canlı renklere bulanmış gibi görünüyordu. Sokaklarda dolaşan bazı kadınlar kafalarını ince tülbentlerle örtmüş, kollarında içini meyve sebzelerle doldurdukları çantalarla yürüyorlardı. Pazar çantalarına sığmayan marulları ve taze limonları daha ufak filelerin içine yerleştirenler de çevreleriyle ilgilenmiyordu. Limana yaklaşan gemiye bindirilen kölelerin ağlama seslerini duymuyor gibilerdi. Ellerindeki zincirler bir arkadakinin bacaklarına bağlı olduğu için yaklaşık on adam ufak adımlarla ilerliyordu. Diğerlerine göre çok daha büyük, yeni ve sağlam görünen gemiden inen askerler çevrede yarım daire oluşturarak izleyicilerin fazla yaklaşmasını önlüyorlardı. Gerçi çoğu kişi bir kez bakıp yoluna devam etmişti ama birkaç kadın kollarında ağlayan çocuklarını tutmaya çalışıyordu. Jayda içinde yükselen üzüntünün öfkeye dönüşmesi için dua ediyordu. O anı gözleriyle görmemişlerdi ama Jayden ve Jayda'nın anneleri de köle olarak Ventios'a götürülmüştü ve bu olay bir çok açıdan belli şeyleri başlatan en temel şeydi. Jayda müdahale etmek için yanıp tutuşuyordu. Çemberi oluşturan sekiz askeri uzaktan okuyla alt edebilirdi. Peki ya sonra? O andan sonra elini kolunu sallayarak Ventios sokaklarında yürüyemezdi şüphesiz. Mrey Jayda'yı omuzlarından tutarak kitlendiği kölelerden farklı bir noktaya çevirdi. Halk meydanına açılan bir başka yola. Jayda çevrelerinden geçen farklı etniklerdeki insanları inceliyordu. Bazıları daha yöresel elbiseler giymişken bazıları da kumaş pantolon ve cep saatlerini bağladıkları ceketlerle yürüyorlardı. Jayda'nın aklı hala limanda kalmıştı. Mrey'in arada kendisine attığı kaçamak bakışların altında yatan anlayışlı ifadeyi hissettiği öfkeden dolayı hayal ettiğini düşünüyordu. Mrey'in çevresindekilere hassas davranması çok rastlanılan bir şey değildi.
"Burası bir başka lokanta. Turistler arasında oldukça popülerdir. Ventios'un ünlü yemeğini çok güzel yapıyorlar." Üstünde altın rengi mozaiklerin bulunduğu lokantanın kapısında el yazısıyla isimler yazılmıştı. "Siperli tavşan yahnisi ve yanında sıcak bira." Mrey konuyu dağıtmaya çalışıyor gibiydi. Jayda'nın düşünceleri hala kölelere ve onları ağlayarak izleyen ailelerine gidiyordu. "Gerçekten lezzetli. Ventios'a özgü bir yemek olsa da her lokanta iyi pişiremiyor."
Bir başka ara sokaktan geçip at arabalarının geçtiği yola çıktıklarında öteki sokakla aynı hizada farklı dükkanların önünden geçmeye devam ettiler. "Burası Gümüş Kilise. Limana yakın olduğu için yine mavi ve beyaz renkler baskın tutulmuş ama bazen süslemelerle renk katabiliyorlar." Jayda önlerinde uzanan uzun yapıyı inceledi. Ön duvarı boyunca birkaç yuvarlak cam deniz kokusunun içeri dolacağı kadar açılmıştı ve giriş kapısını örtecek kadar dev bir bayrak ve duvarlara bağlı zincirler esintiyle sallanıyordu. "Rivayete göre burada..."
Durdukları her bir bina, gittikleri yer her neresiyse oraya ulaşmalarını uzatıyordu. "Şehir turu için gelmedim Mrey." Sesi beklediği kadar sert çıkmamıştı.
"Aaa! Şehir turu güzelmiş bak." Mrey'in yüzündeki neşe gram eksilmemişti. "Bunu kullanabilirim."
Bu çocuk! Normalde nerede ne konuşacağını bilen bir insandı ama son on dakikadır susmamıştı.
"Biraz eğlenceli ol Jayda. Cidden kardeşin senden sıkılıp kaçmış olmasın?"
Yürüdükleri yoldan dar bir ara sokağa girmişler ve diğerlerine göre daha tenha bir yere çıkmışlardı.
"Ciddi misin Mrey? Tobin'i sen de tanırdın." Jayda Mrey'in olanlardan haberi olduğunun farkındaydı. Geldiğinden beri ne planına yönelik ne de yaşananlara yönelik bir soru sormuştu. Kamptan ayrıldığından beri Mrey'in elinin ulaştığı yerlerin sınırı genişlemiş olmalıydı. Mektuplarla değil yüz yüze gelince bu daha anlaşılıyordu. Sakin ve ifadesiz şekilde Jayda'ya döndüğünde buklelerinin açık kahverengiliği üzerine gelen güneş ışığıyla parlıyordu.
"Gerçekten duyunca çok üzüldüm. Topluluğunuza katılmasına ne kadar şaşırsam da eğlenceli biriydi." Yüzündeki solgun ifade çok kısa bir süre oradaydı ve sonra o kibirli Mrey yeniden gelmişti. "Yine de bunların hepsi mesleki tehlike. Her şeye hazırlıklı olmanız gerektiğini en çok sen söylersin. Yanılıyor muyum?"
"Hazırlıklı olsak bile ölümü senin kadar rahat unutamıyoruz."
"Unuttuğumu kim söyledi JayJay?"
Sinirinizi bozan kardeşler vardır ya. Mrey tam da öyleydi. İkizleri ve kamplarını asla yarı yolda bırakmamıştı ama kendilerine her yardım ettiğinde de bunu sürekli başlarına kakmıştı. En azından Jayda hep böyle hissetmişti.
Tenha yoldan birkaç at arabası dışında hiçbir araç geçmemişti. Yol kenarında duran kadınların sayısı ilk geldiklerine göre azalsa da hala açık saçık örtüleriyle vücutlarını kapamış kadınlar binalardan çıkmaya devam ediyorlardı. Bazıları esmer, bazıları kızıl saçlı kadınların çıktığı binalardan birine doğru girerken içeriden bembeyaz tenine dökülen sarı saçlarını savurarak yürüyen diğerlerine göre daha balık etli bir kadın çıktı. Mrey'i görünce yüzünde vahşi bir sırıtma belirse de bu ifade Jayda'yı görünce aynı hızda soğumuştu.
"Mrey Talon."
İşveli bir sesle konuşurken Jayda'ya hiç bakmıyordu bile. Havaya yayılan ağır parfüm kokusundan öksürmemek için Jayda'nın kendisini tutması gerekmişti. Mrey'in bayılacağını söylediği yerin genelev çıkmasına şaşıramamıştı bile.
Bina dört katlı olmalıydı. Büyük dikdörtgen camlarını örten koyu renk perdeler, dış duvarla uyumlu olacak şekilde mürdüm rengindeydi. İkili giriş kapısının kenarlarındaki ayaklı şamdanların üstüne kırmızı, turuncu ve sarı renklerde mumlar yerleştirilmişti. Gece yakıldığında ortama gizemli bir hava verdikleri belliydi. Kapılardan kapalı duran tarafta sonradan eklenmiş gibi görünen altın renginde işlemeler vardı ve bu dokular binanın tepesine kadar devam ediyordu. İçeride dolaşan kadınlar da karşılarındaki sarışın kadın gibi omzu açık bırakan elbiseler giymişlerdi. Her birinin vücudunda farklı duran elbiselerin tek ortak özelliği kullanılan kumaşın farklı renklerde iç gösterecek şekilde seçilmesi ve kadınların her adımında uçuş uçuş olarak göğüslerini belirginleştirmesiydi.
"Buraya pek kadın getirmezdiniz efendim." Kadın göğüsleri Mrey'in görüş açısında kalacak şekilde eğildiğinde halinden oldukça memnun görünüyordu.
"Sadece önemli kişileri getiriyorum biliyorsun." Yan gözle Jayda'ya baktığında tatminkar bir gülümseme dışında az önce gözüne sokulanlardan etkilenmemiş gibiydi. "Sizin gibi olması için gerekenlere sahip miymiş bakalım. Çatıdaki odayı hazırlar mısınız?"
Jayda'nın kulakları yaşadığı utanç ve kızgınlıkla kıpkırmızı kesilmişti. Beni az önce ne diye tanıttı o?!
"Tabii. Efendim." Kadın da kendisi kadar şaşırmış görünüyordu. Jayda'nın kaslı vücudu böyle bir yere uygun değildi ve kesinlikle buradaki kadınlar gibi güler yüzlü bir mizacı da yoktu.
"Banyoyu da hazırlamalarını söyle. Uzun bir yoldan geldi." Koşturarak içeri giden kadın onaylarcasına kafasını sallamıştı.
İçeri girdiklerinde loş bir salon kendilerini karşıladı. Gelen misafirlerin girişlerinin yapıldığı masanın arka tarafından Jayda'nın mutfağa gittiğini düşündüğü bir bar kapısı vardı. Kapının bulunduğu duvarın üstünde oda anahtarları asılıydı. Masanın başında duran genç bir delikanlı kendilerine yaklaşan patronuna selam verdiğinde Mrey de kafasını sallayarak karşılık verdi. Onlar sağ taraftaki odaya geçerken delikanlı müşterilerin yazıldığı defteri incelemek üzere işine geri dönmüştü bile. Sol tarafın ardında tıpkı buradaki gibi geniş koltuklar ve yere yerleştirilmiş minderler vardı. Hava mevsim normallerine göre sıcak bile olsa binanın içi odaya girdiklerinde birkaç derece daha ısınmış olmalıydı. Yeri kaplayan koyu kırmızı halılar, koyu yeşil ve turuncu minderlerle mekanı renklendiriyordu. Camlardan giren gün ışığı koltukların arasındaki cam sehpaların üstündeki yarısı içki dolu bardakları ve meyve kaselerini aydınlatıyordu. İçerisi de az önce yollarını kesen kadın gibi yoğun bir parfüm kokusu saçıyordu. Baharatlı, çiçekli kokular birbirine girmiş olsa da Jayda az önceki kadar rahatsız olmamıştı. Koltukların bulunduğu odadan geçtikten sonra yukarı çıkan merdivenlerin yanındaki ahşap kapıya ulaştılar. Mrey cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtığında Jayda çok daha ferah döşenmiş bir odayla karşılaştı. Duvarlara asılı örtü ve gül işlemeli nakışların yerini sade bir mobilya grubuyla uyumlu bir tablo almıştı. Ormana uzanan bir deniz manzarasıydı bu. Mrey koyu renk ahşap masasına yöneldiğinde Jayda da odayı incelemeye başlamıştı. Odanın köşesinde açılır bir deri koltuk vardı. Üstündeki yastık ve battaniyelerden Mrey'in geceleri burada yattığı açıktı. Diğer duvar boyunca devam eden kütüphanenin her rafına irili ufaklı kitaplar yerleştirilmişti. Odanın ortasında kalacak şekilde yerleştirilmiş çalışma masası ve önünde karşılıklı duran tekli sandalyeler kütüphane rafları gibi koyu renk ahşaptan yapılmıştı. Jayda biraz dolaştıktan sonra antrasit grisi minderli sandalyeye oturdu. Mrey de masasının arkasındaki döner sandalyesine yerleşmişti. Kapıyı arkalarından kapadıkları için rahatça konuşabilecekleri bir gizlilik elde etmişlerdi. Çatı katındaki oda hazırlanana kadar konuşmaları gerekiyordu. Müşterilerin odalarının duvarları genelde ince olurdu.
"Oda hazır olana kadar burada bekleyeceğiz."
Jayda kafasını sallamakla yetinmişti. Mrey de rahat görünse bile böyle bir kurtarma planını ortalık yerde konuşmazdı. Üstelik kaybedeceği şeylerin sayısı bu kadar artmışken.
"Jayden kraliyet askerleri tarafından yakalandı." Çekmecesinden masanın üstüne çıkardığı gazete kupürünü Jayda'ya uzatıyordu. Jayda bir gün önceye ait gazetedeki haber başlığını okudu. 'Hainlerin başı ölüm yolunda!' Başlığın altındaki haberin devamında Jayden'ın doğrudan Uglen'e yakın bir yerde yargılanıp idam cezasına çarptırıldığı ve bekleme süresince de tutulması için madenlere götürüldüğü yazıyordu.
"Kaçma riski olduğu için idam tarihini en erkene almaya çalışıyorlardır." Mrey Jayda haberi okurken konuşmaya devam etti. "O zamana kadar madenlerde kazaya kurban gitmezse tabii."
Duygusuz.
"Hangi madene götürülmüş?" Jayda'nın bildiği kadarıyla Uglen'de aynı hapishane altında en az üç tane maden vardı. Hepsini tek tek gezme şansı yoktu. Üstelik böyle bir suikast riski de varken.
"Götürüleceği madeni bulmaktan önce oraya nasıl gideceğini çözmemiz gerekiyor." Yüzündeki özgüven belirsizlikten kırışan alnıyla tezatlık oluşturuyordu. "Normalde vaktimiz olsaydı sana sahte kimlik ayarlardım ama sanırım en kısa zamanda yola çıkmak isteyeceksin."
Jayda onaylarcasına kafa salladığında Mrey'in alnındaki kırışıklıklar daha da derinleşmişti. Usulca ayağa kalkıp odadan çıktığında Jayda binanın odalarındaki açık renk parkelerinden çıkan gıcırtı sesleriyle yalnız kalmıştı. Gazeteyi elinde çevirirken tek düşünebildiği kardeşiydi. İdam cezası. Ünlü Sorin kardeşlerin idam cezasına çarptırılmaları sürpriz bir karar değildi elbette ama bunu sesli duymaya yeterince hazır olamazdınız. Jayda kardeşine daha erken ulaşabileceğini ummuştu. Mahkemeye ulaşmadan önce. Ya da yargılanmadan önce. Düşüncelerinden Mrey'in kapıyı açma sesiyle ayrıldı.
"En erken tren ertesi gün kalkacak." Ertesi gün mü! "Trenin depo kısmında gideceksin bu yüzden ses bile çıkarmaman lazım."
"Daha erken kalkan yok muymuş? Ya da oraya ulaşmanın daha hızlı bir yolu?"
"Saf saf konuşma Jayda. Tek şansının tren olduğunu biliyorsun." Mrey dönen sandalyesinde ellerini kafasının arkasına birleştirerek durduğunda yüzünde dalga geçer gibi bir ifade vardı. "Ne zamandan beri bu kadar plansız hareket ediyorsun sen?"
İşler planladığım gibi gitmemeye başladığından beri. Gerçekten işler hiçbir zaman bu kadar kötüleşmemişti. Jayda kendisini delirecek gibi hissediyordu. Bir haftada bir ölüm ve bir ölüm kararı.
"Uglen'e gittiğinde ne yapman gerektiğini biliyor musun ki?" Mrey hala bir salakla konuşuyormuş gibi takındığı ifadesini silmemişti ama Jayda bunu kafasındaki karışıklığı gizlemek için yaptığını biliyordu. Jayden'a göre Jayda enteresan şekilde Mrey ile daha iyi anlaşırdı ve Mrey'in duygularını gizlemek için kaba davrandığını kendisi de öyle yaptığı için fark edebildiğini düşünüyordu. Ayrıca bu kurtarma operasyonu için Mrey Talon'a ihtiyacı vardı. Bu yüzden Mrey'in planına yönelik soru sormasına rahatlamadan edemedi. Şimdiye kadar her işini kendisi halletmişti ve birilerinden bir şeyler istemekte oldum olası zorlanmıştı. Soğuk davranmak her zaman daha kolaydı. Sanırım bu yüzden Mrey'i alttan alabiliyordu. Elinden geldiğince.
"Bana biraz yardımcı olursun diye düşünmüştüm."
"Orası çok karışıktır." Mrey düşünceli düşünceli alnını ovaladı. "Sanırım bu fark edilmeni zorlaştırır ama senin de bir yerleri bulman zorlaşacak."
"İç açıcı oldu gerçekten."
"Gerçekleri söylüyorum sadece!" Ellerini kendisini savunurcasına havaya kaldırmıştı. İsteyince gayet de ciddi olabiliyor. "Orada sürekli gördüğüm insanlar yok ama, eh yol sorarak da ilerleyemezsin."
"Birazcık anlatırsan yolumu bulacağıma eminim."
"Tek başına Jayden'ı kurtaramazsın." Mrey'in gözlerindeki şamatalı bakışlar inanamazlıkla perdelenmişti. "Orası sizin ufak orman birliğinize benzemez."
"Ufak orman birliği mi?" Jayda bu hakareti kişisel algılamamış olsa seçtiği kelimelere gülebilirdi bile.
"Bak Uglen büyük bir yerdir. Bu yüzden sakın kafana göre hareket etme." Çekmecesini karıştırıp aradığını bulduğunda memnun olmuşçasına bir ses çıkararak ufak haritayı masanın üstüne koydu. Uglen'in haritasıydı bu. Haritanın sağ tarafında bir alanı gösteriyordu. "Doğruca İkiz Sarmal Kulübüne git."
"Manidar bir isimmiş."
"Evet hiç sorma." Omuzlarını silkerek devam etti. "İkiz Sarmal Kulübü. Trenden inince bulman çok zor olmayacaktır."
Ufak orman birliğini idare ediyoruz, tabii ki şehirde başımın çaresine bakabilirim.
"Trenden dışarıda in. Sakın Uglen'in içinde, son durakta inme." Mrey ince parmağıyla haritayı göstermeye devam ediyordu. "Ve sakın bu alanın dışına tek başına çıkma. Oraya yabancı olduğunu çok belli edeceksin muhtemelen." Beni ne sanıyor bu! Bir şey istedik, üstünlük kurmaya çalışır oldu.
"Dağ aslanı gibi mi görünüyorum oradan? Bu kadar peşin hükümlü olma."
"Diyene bak." Sesindeki endişe yerini keyif alırcasına bir tona bırakmıştı. Jayda'yı gıcık etmekten eğlendiği belliydi.
―
Çatı katındaki odaya geçtiklerinde Mrey son ayarlamaları yapmak için Jayda'yı yalnız bırakmıştı. Saat ilerledikçe sokaklarda yürüyüp ihtiyaçlarını karşılamak isteyen müşteri sayısı giderek artıyor, kalabalıklaşan yoldan gelen konuşma sesleri açık camdan içeri doluyordu.
Oda çatı katındaki iki odadan biriydi. İçeride eğimli giden tavana rağmen daha geniş ve ferah bir ortam yaratılmıştı. Tepesi vitraylı uzun camdan giren gün ışığı iki buçuk kişilik yatağı çevreleyen cibinliğin mor renginin kızıla çalmasına sebep oluyordu. Hava karardığında ortamı loş tutacak şekilde aydınlatması için eğimli tavandan ışıklar sarkıtılmıştı. Işıklar altındaki minder ve ikili koltuğun ortasındaki ahşap sehpaya değecek kadar uzun zincirlere bağlıydı. Sehpanın üstünde yeni doldurulmuş porselen meyve tabağı ve yakılmak üzere yanına kibrit konulmuş gül kokulu birkaç mum vardı. Yatağın diğer tarafındaki üç kanatlı paravanın arkasında üç kişinin sığabileceği büyüklükte bir küvet duruyordu. Umarım küveti işiniz bittiğinde iyi temizlemişsinizdir. Çatı katı süitleri Mrey'in dediğine göre 'özel' müşterilerinin uzun süreli ağırlandığı bir yerdi. Zaten tüm dekorasyon bunu desteklercesine kendinizi özel hissettirecek şekilde seçilmişti. Jayda çantasından temiz giysiler çıkarmak üzere yatağa yaklaştığında yorganın üstündeki bornoz ve havluları gördü. Sıcak suyla banyo yapmak gerçekten fena olmazdı. Acaba Jayden üşüyor mudur? Uglen'in buradan daha sıcak olduğunu düşünmeye çalışarak yaşadığı suçluluk duygusunu kafasından atmaya çalıştı.
Küveti sıcak suyla doldurduğunda yarı açık cama rağmen odayı yoğun bir buhar tabakası kaplamıştı. Boynundaki zinciri ucundaki yüzüğünden tutarak çantasının iç cebine bıraktı. Bileğindeki dansçıyı kibarca çantasının ön gözüne koydu ve diğer silahlarını da gizli cebine yerleştirdi. Yalnızca bir bıçağı elindeydi. Ne olur ne olmaz. Günlerdir yolda geçirdiği günlerin sonucunda yıpranmış sıkı pantolonunu ve gömleğini hırkasıyla birlikte kenara attıktan sonra küvetin ılık zeminine otururken suyun vücudunu ısıtmasına izin verdi. Pusu sırasında moraran yerleri artık hiç acımıyordu bile. Kıvırcık gür saçlarındaki örgüyü açıp parmaklarını düğümlenen yerleri açmak için arasından geçirirken düşünüyordu. Uglen'e vardığında son durakta değil bir öncekinde trenden inecekti. İnince İkiz Sarmal Kulübü'nü bulacaktı.
"İkiz Sarmal Kulübü." Kendi kendine güldüğünü fark etti. Gerçekten manidar.
Planına farklı insanların dahil olmasından hoşlanmamıştı. Kaster'i ve Mrey'i tanıyordu ama bu kulüpte kime güveneceğinden nasıl emin olabilirdi? Arkadaşlarıyla bile her şeyi paylaşmazken nasıl yeni tanıştığı birine derdini anlatacaktı? Üstelik konu Jayden'dı. İkizi. Başına bir şey geldiğini düşünmek bile nefesini daraltırken hayatının tehlikede olduğunu bilmek acı vericiydi. Bu kadar fazla şeyi aynı anda hissetmek de öyle. Sadece biraz kafa dinlemek istiyorum. Sıcak suya batırdığı sabunlu lifi kolunda gezdirdi.
Yıllardır böyle temizlenmemiş olmalıydı çünkü banyodan çıktığında ten renginin biraz açıldığına yemin edebilirdi. Pamuklu bornozunu giyip işlemeli kemerini beline dolarken odadaki buhar da yavaş yavaş dağılıyordu. Aynadaki buğuyu silip kendisine baktığında yeterince uyuyamamış olmaktan kızarmış gözlerini ve yorgun suratını gördü. Girişte karşılaştıkları kızın Mrey çatı katını hazırlamasını istediğinde neden şaşırarak baktığını şimdi anlayabiliyordu. Kampta güzel görünmek için uğraşmazdınız. En azından güzellik Jayda'nın önceliği olmamıştı. Saçlarını havlusuna kurulayarak paravanın yanından geçtiğinde burnuna sehpanın üstünde duran sıcak çorba tabağından yayılan mısır kokusu geldi. Uzun bir süre banyoda kalmış olmalıydı çünkü havadaki aydınlık azaldığı için odadaki lambalar yakılmıştı. Acıktığını hissedebiliyordu bu yüzden hızla saçını kuruladığı havluyu yatağa fırlatıp sehpanın yanındaki mindere yerleşti. Her lokmasında Jayden'ın yemek yiyemediğini ve aç olma olasılığını düşünmemeye çalışıyordu. Onu kurtarmak için güçlü olmalıyım. Ve çok da açım. Çorbayı içtikçe dibindeki küçük küçük doğranmış tavuk parçaları da seçilir hale geliyordu. Oda kapısı tıklatıldığında boğuk bir girin sesi çıkarmıştı. Gelenin Mrey olduğunu bilse bile sehpanın üstünde duran bıçağı yoklamadan edemedi. Mrey elindeki tatlı tabağını sehpanın boş köşesine bırakırken kendisini ikili koltuğa attı.
"Hala tatlı yemeyi sevdiğini düşünüyorum."
Jayda onaylarcasına kafa sallamakla yetindi. Şu an karşısında kendisiyle dalga geçmeye hazır bir Mrey vardı ve Jayda'nın eline bir şey vermek gibi bir niyeti yoktu. Çorbasını bitirene kadar ikisi de konuşmamıştı. Onun yerine Mrey koltuğun kenarındaki metal dergiliğin ön rafındaki gazetelerin arasından bugüne ait sayıyı eline alıp okumaya başladı. Jayda tatlı tabağındaki çilekli kremalı pastadan gözünü ayırıp gazetenin kendisine bakan sayfasındaki başlıkları okumaya çalıştı. 'Dini ayaklanmalar artıyor!', 'Doğu'nun veliahtı davete neden katılmadı?', 'Türler arası çatışma kraliyet tarafından durduruldu!' kardeşiyle ilgili de yazılar vardı. 'Bir Sorin gitti diğeri kaldı.', 'Gaddar liderler infaz kuyruğunda!'
Mrey sayfaları hareket ettirdiği için altlarında yazanları okuyamamıştı ama sarayın ikizlerle ve KarKıranlar'la ilgili elde ettiği tek zaferi her yerde duyuracağı elbette sürpriz olmamıştı. Bir de Jayden'ı hapishaneden kaçırınca yaşayacakları şoku düşün.
"Vakit geçirmen için dergi ve gazete getirtebilirim ama sohbet de edebiliriz." Mrey kağıtların üstünden Jayda'ya bakıyordu. Kendisini yazıları okumaya çalışırken fark etmiş olmalıydı. Göz kırparak konuşmaya devam etti. "Bir süre odada kalmalıyım. Anlarsın ya şu an bana bu işi ne kadar istediğini gösteriyorsun."
"İğrençsin." Şakası bile Jayda'nın yüzünü buruşturmasına yetmişti.
"Hey bu kadar kırıcı olmana gerek yok!" Eliyle kalbini tutarken gülümsüyordu. "Benim de bir kalbim var."
"Evet. Buzdan."
"Belki eriten sen olursun güzelim." Öne eğilerek tatlı tabağındaki pasta diliminin üstündeki çileği ağzına attı.
Üstündeki petrol mavisi ceketinin kollarını sıvayarak arkasına yaslandığında Jayda'yı izlemeye devam ediyordu. "Saçlarını daha sık açık bırakmalısın. Yüzünü daha çok ortaya çıkarıyor."
Jayda buna karşılık omzuna dökülen ıslak saçlarını topuz yapıp yapmamak arasında kalmıştı. Mrey eğlenerek kenara bıraktığı gazeteyi yeniden eline aldı.
"Sadece söylüyorum. Dünyayı kurtarırken güzel görünmek istersin."
Jayda dini ayaklanmalarla ilgili başlığın altındaki yazının belli yerlerini şimdi okuyabiliyordu. Dua edilen bir yerde din adamları topluluklara ayaklandırmak üzere konuşmalar yapmıştı. Haberde destekçilerine 'Silahlanın ve doğru zamanı bekleyin!' diye seslendikleri yazıyordu. Detaylar sayfa 5'de.
"Yine bir cemaat içinde kargaşa çıkmış." Mrey az önce Jayda'nın baktığı haberin devamını okumuş gibiydi. "Huzan yakınından böyle haberler geliyor. Cemaatler içinde bölünüyor ve kendileriyle aynı fikirde olmayan insanlar birbirlerine saldırıyormuş."
"Kraliyet ile birlik olanlar mı?"
"Hepsi değil. Artık herkes kafayı yedi." Elindeki gazete kupürünü koltuğa fırlatırken sesi sinirli geliyordu. "Bu insanlardan sadece kan dökerek kurtulabiliriz."
"Kimin ölmesi gerektiğine kim karar verecek?" Jayda konuşmanın nereye varacağını merak etmişti. "Hangi topluluğun kötü olduğuna?"
"Siz kimi öldürmeniz gerektiğine nasıl karar veriyorsunuz?"
"Kraliyet bize karşı ve insan haklarına da ters düşen sömürgeci kararlar alıyor."
"Bu size onlar için çalışan insanları öldürme hakkını verir mi?" Aralarındaki söz dalaşı hararetlenmişti. "Ya da neyin kötü olduğu konusunda yargınızın doğru olduğundan emin misiniz?"
"Evet eminiz. Suçsuz ve masum insanlar ölüyor. Bu adaletsizlikten en çok halk etkileniyor."
"Bence halk halinden gayet memnun. İki gün söylenip üçüncü gün her şeyi unutuyorlar."
"Hepsi değil." Jayda davalarında yalnız olmadığına emindi. "Herkes kurtarılmayı hak ediyor. Ellerine o şansı vermezsen nasıl daha iyisini bilecekler?"
"İnan bana kendisi için iyiyi istemeyi akıl edemeyen zaten o çabayı hak etmiyordur." Pastanın üstündeki çileklerden birini daha ağzına attı. Yüzündeki tiksinti yeniden bir gülümsemeyle örtülmüştü. "Bu yüzden keyif alıp anı yaşamak lazım."
"Sadece kendini düşünerek yani."
"Eğer öyle gerekiyorsa evet. Kendini düşünerek."
Sır verircesine öne eğildiğinde Jayda da istemsizce ona yaklaşmıştı. "Buralarda nasıl sırlar dönüyor bir bilsen. Ne kraliyet ne halkın yarısı bu kurtarılışı hak etmiyor."
"Herkes bencilse sen de bencil olacaksın." Jayda bunu dediğinde Mrey onaylarcasını kafasını sallamakla yetindi. Mrey'in bakış açısını anlayabiliyordu. Buna katılmıyordu ama anlayabiliyordu. Jayda o gazetelere anonim olarak yazdığı yazıların yalnızca çeyreği kadar bir geri dönüş almıştı. Ufak isyanlardan ötesine geçen, daha fazlasını yapabilmek için cesaretini toplayanlar zaten KarKıranlar'a katılmıştı.
"Zaten son zamanlarda sarayda enteresan şeyler konuşuluyor."
"Ne gibi?"
"Bir plan." Jayda Mrey'in yüzüne yayılan meraklı ifadeyi inceledi. "Buraya gelen cemiyet üyeleri de aralarında konuşuyorlar." Gözleri anlattığı gizemi arttırmak istercesine kısılmıştı. "Yaklaşık yirmi yıllık bir planın son hamleleri oynanıyormuş."
"Yirmi yıllık plan mı?" Bu Kral 2. Vicar Albis'den bile eskiye gidiyordu. "Tüm cemiyet üyeleri haberdar mı?"
"Yalnızca krala yakın olanlar sanırım." Mrey başarısızlık edasıyla kafasını salladığında yayılan öfke hissediliyordu. "Ben bile öğrenemedim. Her neyse saklamak için ekstra uğraşıyorlar." Ellerini birbirine çarpıp yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi. "Neyse şimdi daha neşeli bir şeyler konuşalım."
Saat gece yarısını geçtiğinde Mrey misafirleri ağırlamak için odadan yeni çıkmıştı. Jayda ile bir süre kampları hakkında konuşsalar bile Mrey Ventios'a geldikten sonra neler yaptığından hiç bahsetmemiş, Jayda'nın sorularını hep havada bırakmıştı. Jayda Mrey'in duyduğu nefretin sebebinin buraya geldiğinde yaşadıklarından kaynaklandığından neredeyse emindi.