29
Bazen planlanmayan şeyler daha iyi olur ya, bu üç avcının Jayden'ı kuytuda yakalayıp üstüne adamlarını salması da oldukça işine yaramıştı. Ertesi gün Yarık'a götürülmek üzere günün geri kalanını yeniden hücrede geçirecekti. Aç ve yorgun olsa da karanlıkta gülümsemeden edemiyordu. Jayda gurur duyardı.
Hücreden çıkarılıp gardiyanlar ona yaklaştığında simsiyahlıktan çıkan gözleri loş ışığa alışmaya çalışıyordu. Elleri ve ayak bileklerine takılan zincirle ilerlerken tepede kalan hücrelere vedalaşır bir edayla baktı.
Arkasındaki askerler ve kollarından tutan gardiyanlarla Yarık'ta uygulanacak kırbaç cezasının gerçekleşeceği alana yöneldiğinde çoktan akşam olmuştu. Geniş bir elips şeklinde döşenmiş taş duvarlar belli aralıklarla tünellere açılıyordu. İçeride kalan toprak alanın merkezinde ise dikdörtgen bir ahşap yükseltme vardı. Jayden oraya yaklaştıkça ahşapın üzerindeki koyu kahverengi lekeleri, yıllardır yağan yağmurlarla yer yer şişen alanları, zeminin üzerindeki kalın uzun direğin üstündeki çentikleri daha net görebilmeye başlamıştı. Yükseltmeye biraz mesafeli duran kalabalık Jayden'ın ve askerlerin geçmesi için yolu boşaltarak kenarlara doğru açılıyordu. Havadaki tatlı gün batımı pembeliği ile iç içe geçen sis yavaş yavaş gökyüzünde belirmeye başlamıştı. Yarık'ı çevreleyen taş duvarlara yerleştirilmiş ışıklar etrafa sarı ışık hüzmeleri yayarak altında merakla olacakları bekleyen mahkumların yüzünü aydınlatıyordu. Yüksek zemine çıktığında kendisini sahnede gibi hissetti.
Geride kalan askerlerin yerini alan iki gardiyan elleriyle ayaklarını bağlayan zincirleri açıp üstündeki hapishane gömleğini çıkardılar. Yer yer koyu morluklar ve çürüklerle dolu karnı ve göğsüne serin hava çarptığında tüm tüyleri diken diken oldu. Ağır zincirleri geri taktıklarında Jayden'ın yalnızca elleri bitişik duruyordu. Alta doğru kalınlaşan direğe ilerletildikten sonra yanındaki gardiyan ellerini birleştiren zinciri direkten geçen bir başka zincire bağladı. Önceden bileklerini birbirinden uzaklaştırabilse de direğe takılan zincirle öne doğru yaptığı her hareketinde elleri birbirine kenetlenip duruyordu. Direğin ortasındaki delikten geçen zinciri kendisine doğru çekerek ellerini aralasa da gardiyan onu silahıyla dürttüğünde hareketsiz bir şekilde dik durmaya çalıştı. Haydi Jayda neredesin?
Yanındaki gardiyan Jayden'ın yaslandığı direk boyunca eğilip kulağına fısıldarken ahşap zeminin üstündeki ağır bot sesleri dışında hiçbir ses duyulmuyordu.
"Müdür senin cezanı özel olarak seçti. Vakit kaybetmeden başlayacağız."
Jayden irileşmiş gözlerle adama döndüğünde gardiyan çoktan sırtını dikleştirip kendilerini izleyen mahkum kalabalığına yüksek bir sesle tükürükler saçarak anons yapmaya başlamıştı.
"Kırbaç cezası. Seksen kez."
―
Yüksek taş duvarın içine gizlenmiş merdivenlerden içerideki ahşap yükseltinin ortasındaki direği görebileceği bir konuma geçmişti. Toprak alan aynı solgun tendeki farklı farklı mahkumlarla doluydu. İkizi yüksek duvarlı binanın içinden çıktığında kalabalık da ona yol açtı.
Jayda yaşadığı şok yüzünden buz tutan ellerini hissedebiliyordu. Jayden'ı son gördüğündeki serseri ve enerjik hali gitmiş, solgunlaşmış cildindeki bitkinlik zayıflayan vücuduyla hasta bir görünüm almıştı. Topallayarak ulaştığı ahşap zemine çıkıp etrafına baktı. Saçları. Uzatmak için çabaladığı, o çok sevdiği saçları kazınmıştı. Yüzündeki şişlikler, hafif çıkmaya başlamış sakalının üstünde yer yer kuru kan lekelerine yeni eklenmiş gibi görünen yara izleri kararmaya başlamış havaya rağmen seçiliyordu. Gözlerinin yaşarmaya başladığını hissedebiliyordu. Bunun için doğru zaman değil. Oku takılmış, çekilmeye hazır yayını gevşetti. Kardeşinin cezasını hemen şimdi durdurmak ve intikamını almak için hemen saldırmak istiyordu ama bu tek başına girebileceği bir savaş değildi. Sinyali beklemeliydi. Jayden'ın zincirleri açılıp üstündeki üniforma çıkarılırken vücudundaki morluklar yüzündekilere göre daha dayanılmaz hale gelmişti. Ne oldu sana böyle?
Sessizliği bölen az önce Jayden'a eğilmiş gardiyanın agresif sesi oldu. "Kırbaç cezası. Seksen kez."
Ne! Hayır daha bir saate kadar başlamamalılardı.
Asker tüm gücüyle elindeki esnek ipi kardeşinin sırtına indirdi. Ritmik vuruşlar sessizliği bölüyordu.
Havada asılı kan kokusu her darbeyle artmıştı. Sırtına inmek üzere savrulan kırbacın gerisinde bıraktığı ıslık sesi parça parça olmuş derinin üstüne indiğinde tok bir gürültü çıkarıyordu. Islak yaradan kopan deri parçaları vücudundan akan kanla kırmızılaşmaya başlamış eski ahşap zeminin üstüne saçılıyordu. Direğe bağlı kardeşinin yarı baygın da olsa acıya dayanmaya çalıştığı belliydi. Bu kadar yara almamalıydı. Kardeşini olması gerekenden önce ölüme yollayan Jayda mı olacaktı?
―
Sırtında uyuşan bölgeler olsa da her darbede açık yarasına değen kesici his bilincinin daha da kapanmasına sebep oluyordu. Vuruş sayısı otuzu geçtikten sonra hatırlayamadığı dakikalar vardı. Bir başka darbeyle bağlı olduğu zincire tutunduğunda acıyla dişlerini sıktı.
Topluluk arasındaki mahkumlardan biri tam o sırada şarkı söylemeye başlamıştı. Sinyal. Hemen peşinden farklı sesler de şarkıya eşlik ediyordu. Şarkıyla dikkati dağılan gardiyan hala sırtına vurmamıştı. Gücünü topla Jayden. Zamanı geldi. Başında dikilen gardiyan elindeki silahla şarkıyı söyleyenlerden kurtulmaya çalışsa da kalabalığın içinden yükselen sesler giderek artıyordu. Neredeyse her köşeden aynı müziğin melodik sözleri duyuluyordu.
Dünyayı dolaştım, böylesini bulamadım
Tek aydınlığı takip ettim
Tüm sorunlarla savaştım, ülkem için doğdum
Mumlarla yandım, rüzgarla söndüm
Derin bir nefes alarak acısını unutmaya çalıştı. Zemindeki kan birikintisi güçsüz ayaklarını kaydırıyordu. Hafif ayaklanır bir pozisyona gelebildiğinde bileğindeki zincirler ellerini kıtı kıtına açabileceği kadar gevşemişti. Kalın zincirler gardiyanın boynuna dolandığında Jayden kendi vücudunu daha fazla taşıyamayıp adamla beraber yere düştü. Az önce çömelip elleriyle tutunduğu direğe sırtını dayamaya çalışarak gardiyanın boğazına dolanan zincirleri kendisine doğru çekiyordu. Adam boğulurken Jayden da sırtını direğe her dayadığında hissettiği yoğun acıyla bağırdığının bile farkında değildi. Kanla birlikte arada sağa sola doğru kayan sırtından dolayı gardiyan hala telaşla kucağında çırpınıyordu. Morarmaya başlayan boynundan gelen kemik sesleri Yarık'ın belli köşelerinden yükselen şarkı sesleriyle iç içe geçmişti.
Meleklerle uçtum, güneşle buluştum
Aşkımı unuttum, ülkeme döndüm
Aydınlığı takip ettim, ülkeme döndüm
Dünyayı dolaştım, böylesini bulamadım
Jayden tüm ağırlığını geriye verdiğinde gücü azalmaya başlamış gardiyanın kırılan boynu son bir kez daha şarkıya katıldı.
Yorgunlukla omzunu dayadığı direğin dibinde otururken bilincinin gidip geldiği saniyelerde bulanık da olsa içeriden başlayan yangınların karanlık gökyüzüne dağılan kıvılcımlarını izledi. Kucağında gözleri kan çanağı olmuş gardiyan hareketsiz gözlerle yukarı bakıyordu. Toprak zeminde gardiyanlar ve mahkumlar arasında çıkan kaosla ortalık kan gölüne dönmüştü. Bacağını hareket ettirse de ayağa kalkabilecek kadar güçlü değildi. Ahşap zeminin köşesinde elindeki kanlı kırbacı üzerine atılan mahkumlara savuran gardiyan Jayden'a döndüğünde etrafı hala sisli görüyordu. Adam öfkeyle ona yürüyüp kolunu kaldırdığı an kafasına giren okla önüne devrildi. Ağırlaşan kafası geriye düşerken kendisine doğru koşan Jayda'yı gördü.
Jayda ikizinin kafasını direğe yaslayıp yarı açık gözlerine korkuyla bakarken sarılmaya tereddüt edercesine ileri eğilmişti. Soğuk elleriyle Jayden'ın kazınmış saçlarını okşadıktan sonra gözünden akan yaşı silip kardeşinin yüzünü ellerinin arasına aldı. "Saçların..." Yüzündeki endişeli gülümsemeyle yeniden saçlarına dokunurken ikizini kendisine doğru yaklaştırıp sırtına dokunmadan sıkıca sarıldı. Ayrıldıklarında Jayden'ın şaşkın suratına baktı. Jayden da kardeşini gördüğü için mutlu ve rahatlamıştı. Güçsüz sesiyle gülümsemeye çalışarak Jayda'ya baktı. "Bir an gelmeyeceksin sandım."
Jayda üzüntüyle bakıp gözlerini çevresinde dolaştırdıktan sonra hızla ayağa kalktı. Yerde yatan gardiyanın kemerinden anahtarlığı alıp kardeşinin bileğindeki zincirleri çözerek kaldırmaya çalışırken sesi kararlı çıkıyordu.
"Hadi seni buradan çıkartalım."
Jayden az beslenmekten zayıflasa da ağırlığının çoğunu ikizine verdiği için Jayda kendisini taşırken nefes nefese kalmıştı. Ahşap alandan toprak zemine sendeleyerek inerken az kalsın düşüyorlardı. "Bu şekilde ilerleye... İlos!" Jayden karşı çıkmak için konuşmaya başladığı sırada diğer koluna giren İlos'un endişeli bakışlarını görerek rahatlamıştı. Jayda neler olduğunu anlayamayarak saldırma pozisyonuna geçerken Jayden kısık sesiyle kardeşini durdurdu. "O da bizden."
Jayda kafasıyla onaylayarak Jayden'ın güçsüz kolunu omzuna attığında üçü de zar zor ilerliyordu. Etrafta birbirine saldıran insanlara karşı savunmasızca giderlerken Jayda onları duvarın devamı olan tünellerden birine doğru yönlendirmişti. Çıkışa giden geçitler. Jayden'ı duvarın dibine oturttuklarında İlos'un ikizine yarım kollu ince bir tişörtü giydirmesini izledi. Jayden acıyla yüzünü buruştursa da ağzının kenarları kıvrılmıştı. Zar zor toparladığı gücüyle konuşmaya çalışırken Jayda da toprak alanda Neko'yu arıyordu.
"Haklıymışım. Çıkışa giden yol burasıymış." Jayda asla buranın planını öğrenmeden bu işe kalkışmazdı.
Jayda hızla gözlerini kalabalığın arasında gezdiriyordu. Birbirlerinin üstüne atlayan, ellerine geçen silahlarla etrafa ateş eden mahkumların yarattığı kargaşanın içinde Neko'yu gördüğünde yanan saman birikintisinin yakınında bir adamla dövüşüyordu. Üzerine gelen adamı itip kaçsa da iki adam daha üzerine atılmıştı. Jayda hemen okuyla adamlardan birini yere devirdi. Neko hızlıca önünde buluşacakları geçite baksa da karşısında kendisine doğru gelen adamın da farkındaydı. Öldürsene. O seni öldürmeden. Bir adım geriye çekildi. Tereddüt ediyor. Jayda üzerine çullanan adamla birlikte yere devrilen Neko'ya baktı. Okuyla isabet ettiremeyeceği kadar fazla insan görüş alanına giriyordu ve Neko sürekli adamın hareket etmesine sebep oluyordu. Girişte baygın oturan Jayden ve başındaki İlos'a baktı. Hemen gitmeliyiz. Toprak alana doğru koştuğunda tamamen içgüdülerine göre hareket ediyordu. Onu burada bırakamayız. Saman arabalarından etrafa yayılan yanık kokusu keskinleşmişti. Yayını sırtına çevirip yere düşen baltayı eline alarak tüm hızıyla Neko'ya koşmaya devam etti. Yüzünden kanlar akan adam gaddarca gülerek tüm gücüyle Neko'nun boğazına sarılmıştı. Bembeyaz kesilmiş eller gırtlağında gevşerken yerdeki toprağa damlayan kan karıştığı yeri çamurlaştırıyordu.
Baltayı adamın kafasından çıkarıp diğer elini yerde yatan Neko'ya uzattı. Öksürerek yüzüne döndüğünde, gözleri şaşırmış görünüyordu.
"Hadi gitmeliyiz."
Geçite ulaşana kadar karşılarına çıkan birkaç mahkumu baltayı savurarak uzaklaştırdılar. Girişe vardıklarında Jayden'ın rengi daha da beyaz olmuştu. İki kolundan tutup kaldırdıktan sonra tünel boyunca zar zor ilerlediler. Mahkumlardan çıkan haykırışlar giderek uzaklaşsa da tünel tarafına doğru koşan birkaç kişinin ayak sesi taş duvarlar boyunca yankılandı.
"Diğerleri de kaçıyor!"
"Askerler mi geliyor?"
Bir süre daha ilerleseler de mahkum ya da gardiyan, diğerlerinin kendilerini takip etmelerine izin veremezlerdi. Bağırış sesleri azalsa da peşlerinden gelen gölgeler takibe devam ediyordu. Jayda hızla yanındaki Neko'ya dönerek kardeşinin kolunu ona uzattı.
"Koluna gir."
İlerlemelerini izlerken kabından çıkardığı özel okunu dansçıya geçirdi. Tünelin tepesine doğru nişan aldığı gibi ok hızla fırladı. Uzaklaşan kardeşine koşarken arkalarından gelen patlama sesini yıkılan taşların yere düşerken çıkardıkları kuvvetli kırılma sesleri izledi.
Artık sadece havalandırma deliklerinden gelen ışıkla aydınlanan soğuk tüneller boyunca yol ayrımına gelene kadar ilerlediler. Jayden'ın bilinci artık daha da gidiyor gibiydi. Durduklarında gözlerini aralayıp önlerindeki yollara baktı.
"Buradan gitmeliyiz." Gözlerini sola doğru devam eden tünele dikmişti. "Daha hızlı ilerleriz."
Jayda bir anlık tereddütle iki tünele de baktıktan sonra kafa sallayıp grubu sola giden eğimli tünele yönlendirdi.