24
Jayden kapıyı gizlemek için önüne fıçıyı iterken İlos'un endişeyle karşı çıkma isteği azalmıştı. Hatta neredeyse umutla bakıyordu. Yıllar boyunca yeraltındaydı ve buradan çıkabilmesine yönelik ilk somut yol bu kapaktı.
"Bak eğer kaçma planında yer almak istemiyorsan gideceğim zaman seni bayıltabilirim." Jayden bu sırada içi su dolu fıçıyı topallayarak itmeye çalışmaktan nefes nefese kalmıştı. "Ya da bir yol buluruz, senden şüphelenmemeleri için."
İlos kısa bir süre dediklerini gerçekten düşünüyormuş gibi göründü. "Hayır. Muhtemelen hücremizde olan bir olaydan nasıl haberimin olmadığını sorgularlar." Elini önemsemezce salladı. "Planına beni de katman daha mantıklı olacaktır. Eğer yer varsa."
"Tabii ki var." Jayden İlos'un kendisini ne kadar öyle görmese de uygun koşullarda cesur davranabilecek biri olduğunu düşünmeye başlamıştı. "Buradan gideceğiz." Sadece sır saklamak konusunda da iyi olmasını umuyordu. "Bugün dışarıda çalışacağız. Etrafı incelerken bana yardım edecek biri işime gelir zaten."
Aynen de öyle olmuştu. Hava aydınlandığında kahvaltılarını ettiler, sayım yapılırken Jayden ve İlos dışarıda çalışmak üzere ilerleyen gruba seçildi. İlk defa geçtikleri eğimli yoldaki asimetrik taş dizilimi yüzünden Jayden'ın topalladığını belli etmeme çabası daha da artmıştı. İlk dövüş gecesinde iki kişiyi öldürmesinin ödülü olarak Jayden hapishanenin dışındaki merdiven inşaatında çalışacaktı.
"Vay! Bu kadar aydınlık olduğunu unutmuşum." İlos dışarıya çıktıkları an kıstığı gözleriyle gökyüzüne bakıyordu. "Beş yıl sonra tekrar merhaba."
"Güneşle mi konuştun az önce?"
Bugün görevlendirildikleri yer şehrin İrdum tarafına yakın bir konumunda inşaatına başlanmış bir merdiven alanıydı. Uglen merkezinin dışında kaldıkları için çevrede yoğun bir kalabalık yoktu. Jayden sıcak havaya yayılan talaş kokusuna rağmen günün ilk ışıklarıyla dağılan sislerin arasından gülümseyen güneşle mutlu hissediyordu. Müdüre yaptığı sözde iyilik sayesinde ödül olarak farklı bir işe yazılmıştı. Şimdi dışarıda, ellerine aldıkları dolgu malzemelerini taşırlarken buradan nasıl kaçabileceğini çözmeye çalışıyordu. İnşaat alanının etrafına çevrilen yüksek tellerin önünde ellerindeki silahlarıyla neredeyse bir düzine gardiyan duruyordu. Aralarında da bunun en az üç katı gardiyan dolaşıyordu.
"Çalışma saatinde kaçmamız imkansız." İlos da dikkatlice çevrelerinde dolaşan askerlere bakıyordu.
"Yerde ya da duvarda herhangi bir kapı, geçit var mı ona bak." Eğer gündüz kaçamayacaklarsa gece buraya çıkmanın bir yolunu bulup telleri geçmeyi deneyebilirlerdi. Hücrelerdeki gibi gizli bir kapak burada da bulunuyor olmalıydı. "Buraya çıkan bir yol varsa tünel de olabilir."
Duvarların çoğunun hala temeli atıldığı için herhangi bir tünele açılan kapı da yoktu. Jayden zeminde de ona yönelik bir kapak görmemişti.
"Sence hücreye dönmeyip burada saklanabilir miyiz?" Jayden aklına gelen her fikri İlos'a fısıldıyordu. Merdiven alanına eşya taşıyan yalnızca ikisi olduğu için gizlilikleri konusunda endişelenmemişti. "Gece sayımına kadar da bu telleri aşmanın bir yolunu buluruz."
"Bu imkansız." İlos ellerindekileri yere koyarken göz ucuyla telleri gösterdi. "Elektrikli teller. Üstünden uçmadığımız sürece geçemeyiz."
"Sence o kadar uzun merdiven var mıdır?" Teller gerçekten de yüksekti ve muhtemelen örgü çeliğin sahip olduğu güç dokundukları an ikisinin de işini bitirirdi. "Gardiyanlardan birini yem yapsak?" İki kere sarılmış tellere kimse yaklaşmamaya özen gösteriyordu.
"Hiç sanmıyorum. Tek yol alttan geçmek."
"Ya da uçmak." İlos'un kanatlarının kesilmesine duyduğu üzüntü bir kez daha artmıştı.
Son dolgu malzemesini de bıraktıktan sonra madenden çıkarılmış taşları arabalardan indirmeye başladılar. Henüz hapishane duvarlarında kullanılmak üzere tek boyuta getirilmedikleri için ellerine aldıkları irili ufaklı tanelerden kullanılabilir olanları ayırmaları gerekiyordu. "Fırsat bu fırsat." Jayden yan yana dizilmiş arabalara yaklaşan mahkumları görür görmez gözüne kestirdiği bir taşı el çabukluğuyla ayağının ucuna doğru kaydırdı. Cebine koyabileceği boyutta, bir kilidi kırabilecek kadar iri bir taştı bu. Müdürün masasında gördüğü planlarda hücrelerdeki kapağı temsil ettiği anlaşılan semboller tünellerin bağlandığı yollara da çizilmişti. Bugün daha iyi bakmalıyım. Jayden kapının üstünde anahtar deliği olmayan kilidi gördüğü için tünelin içinde de bu kilitlerden olduğuna inanıyordu. Haritayı bilmesi bu yüzden çok önemliydi. Peki eğer kaçış yolu dışardan olmayacaksa gece dövüşlerine katılmaya devam etmesi ne kadar mantıklıydı? Kendi özgürlüğü için birini öldürmeye nereye kadar devam edebilirdi? Yanında arabadan indirdiği taşları üst üste dizen İlos'a baktı. Hapishanedeki herkes kötü değildi. Bir sonraki dövüşünde İlos gibi biri denk gelirse ne yapacaktı?
Birkaç mahkum da karşılarındaki arabaların içindeki taşları taşımaya başladığında etraflarıyla ilgilenmeyi kestiler. Şimdiden şüphe çekmek saçma olurdu. Hapishane duvarında inşaatı bitmiş kısmı oluşturan taşların arasını dolduran mahkumların kullandığı keskin boya kokusundan etkilenmemek için tişörtünü burnuna kaldırdı. Terlediği için çıkardığı ceketi ise yere, yanında alacağı taşın üstüne koymuştu. Dışarıda çalışan mahkum sayısı fazla olmamakla birlikte, şansına bu göreve seçilmiş kaç kişi olabileceğini düşünüyordu. İlos beş yıllık tutsaklığı boyunca bir kez bile çıkmadığına göre şu anda burada çalışanların en azından yarısı müdüre bir iyilik yapmış olmalıydı.
"Buralarda birkaç ay içinde çıkacağı için mutlu olan çok insan intihar etti. Madenler insanın içine işliyor." Bu sırada boya kokusunu aldırmadan derin bir nefes almıştı. "En mutlu olan bile solar."
"İç açıcı bilgilendirmen için çok sağol." Jayden'ın gözüne kendisi gibi gece dövüşlerinde aldıklarına benzer yaralar taşıyan birkaç mahkum çarptı. Nedense hapishanelerdeki ölümlerin çoğunda müdürün parmağı var gibi hissediyordu. Peki artık dövüşmek istemediğini söylerse kendisi de böyle bir intihar görünümlü cinayete kurban gidebilir miydi? Ölmemek için öldürmeye devam edebilir miydi? İyice Jayda'ya bağladım. İkizi geldiği hali hakkında ne düşünürdü? Jayda'nın en başında böyle bir tuzağa düşmeyeceği bile kesin.
"Efendim?" İlos'un ne dediğini anlayabilmek için kendisine tekrar ettirmesi gerekmişti.
"Birilerinin dikkatini çekmiş gibisin."
"Kimlerin?"
Elinde tuttuğu ağır taşı yeni bir sıra oluşturacak şekilde yere koyduktan sonra üstüne bulaşan tozu silkelerken İlos'un baktığı yöne döndü. Duvar tarafında zımpara yapan üç iri adam onların tarafına bakıyordu.
"Belki sadece bizim görevi isteyip alamadıkları için öfkelilerdir." Ama adamların Jayden'a kitlenen gözlerindeki öfke olamayacak kadar nefret doluydu. "Bu taşları gerçekten seviyor olmalılar."
"Onlar avcılardan." İlos öğlen güneşiyle birlikte kızaran yüzündeki teri silerken tedirgin görünüyordu. "Kraliyete karşı bir iş yaparken yakalandılar."
"Avcılar mı?" Jayden kraliyete karşı bir grubun adını hatırlayacağını düşünüyordu. Ayrıca ikisi de saraya karşıysa bu nefretin sebebi neydi?
"Avcı bölgesi. Ünlü çetelerden."
"İyi de neden kraliyete karşı iş yaptılar?"
Avcı Bölgesi'nin merkezi Uglen'de olan ve şekil değiştirenlerle saray tarafından arananları avlayan bir çete olması dışında bildiği ve emin olduğu tek şey tahta yakın olmasıydı.
İlos belli belirsiz omuz silktikten sonra ufak taşları ayırmaya devam etti. "Her ne olduysa içeri girmişler."
"Benimle dertleri ne sence?" Jayden normalde ilgiyi severdi ama genelde kendisine bakanlar onu öldürmek istiyor gibi görünmeyen insanlar olurdu.
"Şu anda buradaki çoğu çete üyesini tehdit ediyorsun. Madenlere şimdiye kadar onlardan daha güçlü ve ünlü biri gelmemişti." İlos elindeki büyük taşı Jayden'ın oluşturduğu sıranın tepesine koydu. "Hiyerarşiyi bozmandan korkuyorlar."
Jayden elindeki büyük taşı bırakıp onlara döndü. Üç adam da arada gözlerini ondan tarafa kaydırıp Jayden'ın huzursuzca kıpırdanmamak için zor duracağı bir bakış atıyorlardı. Liderliklerini tehdit ediyormuşum demek. "İçleri rahat olsun." İlos'a dönerken bıraktığı büyük taşı yeniden eline almıştı. "Burada fazla kalmayacağım."
"Senin gece," artık fısıldayarak konuşmaya başlamıştı. "Dövüşerek buraya geldiğini anlamış olmalılar." Eliyle gösterdiği kaşındaki kesik izleri ve yüzündeki kızarıklık geçmemişti. "Mahkumlar genelde üst üste dövüştürülmezler. Seni tehdit olarak görüyorlar."
"O zaman topalladığımı fark edecekleri bir iş yapmadığıma memnun olmalıyım sanırım."
"Sadece dikkatli ol. Hapishanedeki çete savaşları hep kanlı sonlanır."
"Sanırım biraz kanı midem kaldırabilir."
Yine de İlos'un dediklerini duymazdan gelemezdi. İkiziyle yaptıkları araştırmalarda Avcı bölgesi için çalışanların şiddete meyilli psikopatlar olduğunu duymuşlardı. Yaptıkları çoğu şey ikizlerin bile tüylerini diken diken etmeye yetmişti. Eğer bir süre daha dövüşlerde çıkarsa, günler boyunca müdürün istediğini yaptığı için ödül olarak dışarıya çıkardı ama bu oyunu sürdürürse de idamdan ya da hapishaneden kaçamadan bu adamlar ondan kurtulmanın bir yolunu bulurdu. Üstelik dışarıdan kaçış şansları da yok gibi görünüyordu.
Müdürün odasına götürülürken de düşüncesi değişmemişti. Dövüşmemeye karar verirse buraya artık gelemeyebilirdi. Yanına alıp hücreye sakladığı taş ile kilitleri kırıp tünellerde şansını deneyebilirdi. Tıklatılan kapının ardından gelen girin sesi ile sıcak odaya girdiğinde içinden geçen tek şey bu son şansım oldu. Kapak konusunda haklı çıktıysa bu yeraltı tünellerinin çıkışa gittiğinde de haklı çıkabilirdi. Yalnızca yönü ve yolların nereye kadar gittiğini netleştirmeliydi.
İçeri girdiğinde müdür çoktan elindeki içki dolu bardağın yarısına gelmişti. Çaktırmadan masaya bakmaya çalıştığında planların üstüne eklenmiş yeni yazılarla hala saçılı olduğunu görünce rahatlamıştı. Bir sonraki gelişimde bu kadar şanslı olamayabilirim. Bugün gördüklerinin tamamını ezberlemesi için son günüydü.
"Nasılsın Sorin?" Müdür portakal kokulu purosunun üstünden yemek masasını düzenlemeye başlamış çocuğa bakan gözlerini Jayden'a kaydırdı. "Bugünü daha iyi geçirdiğini düşünüyorum. Hava güzeldi."
"Beklediğimden sıcaktı. Uglen kışa doğru hep böyle mi olur?"
"Çoğunlukla." Kendisine yaklaştığında adamın kullandığı yoğun parfüm kokusunu aldı. Müdür mavi gözlerini Jayden'ın yüzündeki izlerde dolaştırdıktan sonra gülümseyerek devam etti. "Ama bugün şanslıydın."
Kendisine arkasını döner dönmez Jayden bakışlarını yeniden çalışma masasının üstündeki planlara çevirdi. Müdür konuşmaya devam ediyordu.
"Yarın da hava güzel olacak gibi görünüyor."
"Buna sevindim. Temiz hava iyi geldi."
Planları ezberleyip yeraltı tünellerinden çıkışı bulsa da dışarıdan ayarlanabilecek bir kaçış olasılığını da çöpe atmak istemiyordu. Buna bir gün daha dayanabilirdi. Yine de her fırsatını bulduğunda masaya bakmaya ve planları hafızasına kaydetmeye çalıştı.
Aspan'ı düşündü. Gümüşkoy. Ormanın içindeki kampını. Maden 11. Kamplarında belli noktalara yerleştirilmiş çadırları. Hücreler. Verna'nın iğrenç kokulu deneylerini yaptığı çadırı düşündü. Bizim hücremiz. Ağaçların arasından geçen patikaları. Toprak yollar ve madenlere giden yollar. Pusularını ayarladıkları güzergahları. Alt tüneller. Güzergahların arasındaki eğimli alanları inceledi. Tünellerdeki kapılar. Her birinin kilitli olacağını düşünüyordu. Harita kafasında oluştukça kampı da daha önce hiç olmadığı bir yerleşimle yeniden oluşmuştu. Duyduğu özlemin ağırlığı bacağındaki kesikten bile daha acı verici olmaya başlıyordu. Uzun zamandır kardeşinden ayrıydı. Verna'yı deli gibi düşünüyordu. Patikalara baktı. Jayda ile avlandıkları patikalardı bunlar. Birbirlerine ne kadar alıştıklarını fark etti. Jayda her zaman onun arkasını kollamıştı. Planlarda pusu planlarını yaptıkları çadırı gördü. Jayda'nın heyecanla stratejiler hakkında konuşmalarını hatırladı. Her pusu öncesi stresli olurdu. Muhtemelen şu an iyidir. Streslidir ama benim endişemi yaşamıyordur. Jayden ikizinin her şeyin üstesinden gelebileceğini biliyordu. O hep ne yapılacağını bilir. Şemalara baktı. Kapıların sayısında eğimli alanı zihnindeki ormana yerleştirdi. Jayda'nın her zaman tepesine kadar tırmanmaya bayıldığı yüksek ağaçları kamplarının etrafına yerleştirdi. Jayden şimdi önündeki ağacın tepesinden etrafına bakan ikizine bakıyordu. Keşke onun yaşadığı strese rağmen koruyabildiği özgüvenine sahip olabilsem.
Hücresine girdiğinde gecesinin yine dolu geçeceğini biliyordu. Bu sefer iki cebinden çıkardığı sandviçlerden tekini gücünü toplayabilmesi için kendisine hazırlamıştı.
"Bugün de mi dövüşeceksin?" İlos içi parmak parmak dilimlenmiş eritilmiş peynirli hindi etiyle dolu ekmeğinden koca bir ısırık aldı.
"Evet." Jayden da çoktan sandviçinin yarısına gelmişti. "Tamamen özgür olmadan önce ışığa alışmak istersin diye düşündüm."
İlos madenler yerine dışarıda çalışacaklarına sevinse bile gözlerindeki üzgün ifadeyi silememişti. "Bunu yapmana gerek yok. Eğer geri dönmezsen..."
"Öyle bir şey olmayacak." Hücrelerindeki fıçının arkasına saklanan kapağa baktı. "Hem kapağı ben buldum, keyfini sadece sana çıkarttırmam."
"Acaba yine de..."
Jayden'ın tuvaletin altına doğru sakladığı taşa bakıyordu. Ceketiyle birlikte taşırken zorlanmasa da inşaat alanındaki gardiyanların diplerinden yürüdüğü uzun bir süre ilerlemek dışında hiçbir şey yapmamışlardı. "Ne olur ne olmaz."
"Hayır yapamam." Taş Jayden'a dövüşte ciddi bir avantaj sağlardı ama bu aynı zamanda onu inşaat alanından çıkarken yanında taşıdığını da ortaya çıkarırdı.
Gece sayımı yapıldıktan sonra gelen muhafız kelepçe takarken İlos'un arkasından gelen fısıltı şeklindeki sesini duydu. "Dikkatli ol."